25-04-2015 | Ana Sayfa | Künye | Gazete Manşetleri | İletişim | RSS
Güncel Dünya Siyaset Sağlık Ekonomi Spor Magazin Teknoloji Medya Kültür-Sanat Yaşam Gazeteler
http://im.haberturk.com/2015/04/25/ver1429934908/1069937_htufak.jpg Anzak Koyu'nda şafak ayini
yok.jpg Serkan öğretmene müjde: Yargı 'müdürsün' dedi!
http://d.habervaktim.com/news/495340.jpg Ermeniler Türk Bayrağına Saldırdı
http://cdn.internethaber.com/news/361585.jpg İşte Benim Stilimde bu hafta kim elendi?






Haberin devamı için tıklayınız..

Evden eve nakliyat Gaziosmanpaşa evden eve nakliyat Başakşehir evden eve nakliyat Çöp konteyner
Paylaşım :
Mail Yazdır Yorum Yaz 0 Yorum
01-01-1970 00:00 - 1 Okunma
DİĞER HABERLER
Anzak Koyu'nda şafak ayini Anzak Koyu'nda şafak ayini
Tören alanına kurulan dev ekranlarda, gece boyunca savaşla ilgili belgeseller ve savaşa katılan askerlerin anıların anlatıldığı röportajlar gösterildi

Habertürk

Serkan öğretmene müjde: Yargı 'müdürsün' dedi! Serkan öğretmene müjde: Yargı 'müdürsün' dedi!
Müdürlük hakkı elinden alınan Eğitim-Sen'li Serkan Ceylan öğretmeni yargı ikinci kez haklı buldu: Bu değerlendirme dayanaktan yoksun ve hukuka aykırı...

Radikal - Sondakika

Ermeniler Türk Bayrağına Saldırdı Ermeniler Türk Bayrağına Saldırdı
Ermeniler Türk Bayrağına SaldırdıAmerika'da aracındaki Türk bayrağına saldıran Ermenilere tepki gösteren bir Azeri vatandaş çıkan arbedede polis tarafından gözaltına alındı.

Haber Vaktim

İşte Benim Stilimde bu hafta kim elendi? İşte Benim Stilimde bu hafta kim elendi?
İşte Benim Stilim 24 Nisan eleme gecesinde Sinem Umaş ve Büşra Eyen Siral jürinin önüne çıktı. Peki bu hafta İşte Benim Stilimde kim elendi?

İnternet Haber

1915 Olaylarına İlişkin Ermeni İddiaları 1915 Olaylarına İlişkin Ermeni İddiaları
1915 Olaylarına İlişkin Ermeni İddialarıABD´nin Los Angeles şehrinde yaşayan Türkler, Ermeni diasporasının Los Angeles´ta 1915 olaylarının 100. yılı nedeniyle gerçekleştirdiği yürüyüşe karşı Los Angeles Başkonsolosluğu önünde toplanarak soykırım iddialarını protesto etti

Haber 3

'Çılgın Türkler' Ermenistan'ı Ayağa Kaldırdı 'Çılgın Türkler' Ermenistan'ı Ayağa Kaldırdı
'Çılgın Türkler' Ermenistan'ı Ayağa KaldırdıTürk hackerler, Ermenistan'ın önemli resmi internet sitelerini hackledi.

Haber Vaktim

Dolar zirve yaptı ve geriye döndü Dolar zirve yaptı ve geriye döndü
ABD'de faizlerin artırılacağına dair beklentilerle özellikle gelişmekte olan ülkelerde hızlı yükselen dolar, dün tarihî zirvesini yeniledi.

Türkiye Gazetesi

Büyüme için 2 güçlü sinyal göründü Büyüme için 2 güçlü sinyal göründü
Haziran ayındaki seçim sebebiyle ekonomide büyümenin yavaşlayacağı iddialarına, dün açıklanan iki rakam cevap verdi.

Türkiye Gazetesi

BAKIRKÖY 18. İCRA DAİRESİ'NDEN TAŞINMAZIN AÇIK ARTIRMA İLANI BAKIRKÖY 18. İCRA DAİRESİ'NDEN TAŞINMAZIN AÇIK ARTIRMA İLANI

Türkiye Gazetesi

 Sürücü adaylarına 29 Mayıs uyarısı Sürücü adaylarına 29 Mayıs uyarısı
Özel Motorlu Taşıt Sürücüleri Kursu Yönetmeliği uyarınca 29 Mayıs 2013ten önce alınan sertifikaların 29 Mayısa kadar sürücbelgesine dönüştürülmemesi durumunda iptal olacağbildirildi.Devamı okumak için tıklayınız...

Haber 53

İşte CHP'nin Vaatlerinin Maliyeti! İşte CHP'nin Vaatlerinin Maliyeti!
İşte CHP'nin Vaatlerinin Maliyeti!Kılıçdaroğlu'nun, bir yıl içinde gerçekleştirmeyi taahhüt ettiği vaatlerin net maliyetinin "57,2 milyar lira olduğu" bildirildi.

Haber Vaktim

Türkiye'den Obama'ya Sert Tepki Türkiye'den Obama'ya Sert Tepki
Türkiye'den Obama'ya Sert TepkiDışişleri Bakanlığı, ABD Başkanı Barack Obama tarafından 24 Nisan dolayısıyla yapılan açıklamaya sert tepki gösterdi.

Haber Vaktim

Skandal 'Soykırım' Açıklaması Skandal 'Soykırım' Açıklaması
Skandal 'Soykırım' AçıklamasıCHP'li Hüseyin Aygün'ün 1915 olaylarıyla ilgili sözlerine Twitter'da tepki yağdı.

Haber Vaktim

Türk hackerler Ermenistan resmi sitelerini çökertti Türk hackerler Ermenistan resmi sitelerini çökertti
Turkhackteam, Ermenistan'a ait bazı resmi internet sitelerine siber saldırıda bulundu.

Enson Haber

Türk hackerler Ermenistan resmi sitelerini çökertti Türk hackerler Ermenistan resmi sitelerini çökertti
Turkhackteam, Ermenistan'a ait bazı resmi internet sitelerine siber saldırıda bulundu.

Enson Haber

Sözleşmeli Er Alımında Değişiklik Sözleşmeli Er Alımında Değişiklik
Sözleşmeli Er Alımında DeğişiklikKara Kuvvetleri Komutanlığı, ilköğretim ve dengi okullardan mezun olanların da sözleşmeli er olmak için başvurabileceklerini bildirdi.

Haber Vaktim

ABD'de Ermeniler Türk bayrağına saldırdı ABD'de Ermeniler Türk bayrağına saldırdı
Amerika'da aracındaki Türk bayrağına saldıran Ermenilere tepki gösteren bir Azeri vatandaş çıkan arbedede polis tarafından gözaltına alındı.

haber7

Sare Hanım'dan anneye vefa Sare Hanım'dan anneye vefa
Başbakan'ın eşi, memleketi Afyon'da annesinin adını taşıyan "Refika Hatun Kur'an Kursu"nun temelini attı

Türkiye Gazetesi

Yüksek fatura şokuna fren Yüksek fatura şokuna fren
Elektrik, su, doğalgaz, telefon, internet gibi birçok mal veya hizmete ilişkin abonelik sözleşmelerinde tüketici lehine yeni dönem başladı.

Türkiye Gazetesi

İpotekli satışlar 20 ayın zirvesine çıktı İpotekli satışlar 20 ayın zirvesine çıktı
Kredili konut satışı martta 45 bin 315 ile son 20 ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Artışta konut faiz oranlarının yüzde 1'in altına inmesi etkili oldu

Türkiye Gazetesi

Araplar gayrimenkul için geliyor Araplar gayrimenkul için geliyor
Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerinden 500 kişilik Arap yatırımcı ve iş adamı grubu, 24-26 Nisan'da İstanbulda olacak

Türkiye Gazetesi

Almanlar  THY'den korktu Almanlar THY'den korktu
Alman Telekom sitesinde "THY uçuş ağını hızla genişletiyor. Fiyatları ve uçuş ağı ile tercih ediliyor. Lufthansa için tehdit" denildi...

Türkiye Gazetesi

Anzaklar 100 Yıl Sonra Atalarını Andı Anzaklar 100 Yıl Sonra Atalarını Andı
Çanakkale’de Anzak Çıkarması’nın 100’üncü yıl dönümü, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı’nda, Arıburnu önündeki Anzak Koyu’nda Şafak Ayiniyle anıldı.

Haberler - Sondakika

Çanakkale 2 Anzak Koyu nda Şafak Ayini Düzenleniyor Çanakkale 2 Anzak Koyu nda Şafak Ayini Düzenleniyor
Çanakkale'de Anzak Çıkarması'nın 100'üncü yıldönümü nedeniyle, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'ndaki Anzak Koyu'nda şafak ayini düzenleniyor.

Haberler - Sondakika

Anzak Koyu nda  Şafak Ayini Anzak Koyu nda Şafak Ayini
Çanakkale'de Anzak Çıkarması'nın 100. yıl dönümü sebebiyle Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'ndaki Anzak Koyu'nda Şafak Ayini düzenleniyor.

Haberler - Sondakika

Çanakkale 3 Anzak Koyu nda Şafak Ayini Düzenleniyor Çanakkale 3 Anzak Koyu nda Şafak Ayini Düzenleniyor
Çanakkale'de Anzak Çıkarması'nın 100'üncü yıldönümü nedeniyle, Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı'ndaki Anzak Koyu'nda şafak ayini düzenleniyor.

Haberler - Sondakika

Dolar o adım atana kadar düşmez! Dolar o adım atana kadar düşmez!
Dün 2.7428 ile bu zamana kadar ki en yüksek seviyeyi gören doların düşmesi için uzmanlar Merkez'i işaret ediyor.

haber7

Küçük Kardashian kanatlanıyor! Küçük Kardashian kanatlanıyor!
Moda dünyası Victoria´s Secret´ın yeni meleklerini konuşuyor

Habertürk

Boşanmaların büyük çoğunluğu ilk 5 yıl içinde yaşanıyor Boşanmaların büyük çoğunluğu ilk 5 yıl içinde yaşanıyor
Türkiye'de boşanmaların büyük çoğunluğunun evliliğin ilk beş yılı içerisinde meydana geldiği bildirildi.2012 yılından itibaren özel günlere atfen özel bülten yayımlayan Türkiye İstatistik Kurumu, 2014 yılında 12-18 Mayıs olarak belirlenen Aile Haftası'na özel olarak haber bülteni hazırladı. Yayınlanan bültende, Türkiye'nin aile yapısını ortaya koyan temel istatistiklere yer verildi.Bültendeki bilgileri göre boşanmaların yüzde 40,3'ü evliliğin ilk beş yılı içinde meydana geliyor. Ülkemizde 2013 yılında meydana gelen boşanmaların yüzde 40,3'ü evliliğin ilk 5 yılında, yüzde 21,5'i ise evliliğin 6-10 yılı içinde gerçekleşti.İKİ YETİŞKİN VE İKİ ÇOCUKLU HANEHALKLARININ YÜZDE 15,2'Sİ YOKSULLUK SINIRININ ALTINDATek kişilik hanehalklarının yüzde 13,4'ü, tek ebeveynli ve en az bir çocuğu olan hanehalklarının ise yüzde 30,4'ü 2012 yılında yoksulluk sınırının altında yaşadı. Bağımlı çocuğu olan hanelerin yoksulluk oranının, bağımlı çocuğu olmayan hanelerin yoksulluk oranının 3,5 kat fazla olduğu görüldü. Tek başına yaşayıp 65 ve daha yukarı yaşta olan kişilerin yoksulluk oranı ise 2008 yılında yüzde 10,5 iken 2012 yılında yüzde 20,5'e yükseldi.EN FAZLA KORUYUCU AİLE İZMİR'DETürkiye genelinde mevcut koruyucu aile sayısı 2 973'tür. İllere göre koruyucu aile sayısı incelendiğinde en fazla koruyucu ailenin 299 koruyucu aile ile İzmir'de olduğu görüldü. İzmir'i 292 koruyucu aile ile İstanbul, 168 koruyucu aile ile Ankara, 142 koruyucu aile ile Kayseri ve 107 koruyucu aile ile Bursa takip etti.EN FAZLA HARCAMA BARINMA VE KİRAYATüketim amacına göre hanehalkı nihai harcamaları incelendiğinde; 2012 yılında en fazla harcamanın yüzde 25,8 ile barınma ve kiralamaya, yüzde 23,8 ile gıda, alkollü/alkolsüz içki, sigara ve tütüne ve yüzde 21,1 oranında ulaşım ve iletişime yapıldığı görüldü. Hanehalkı harcamalarının en azı ise; yüzde 1,8 ile sağlık hizmetlerine, yüzde 2,3 ile eğitim hizmetlerine ve yüzde 3,2 eğlence ve kültür hizmetlerine yapıldı.TOPLUM İTİBARLI OLMAYI DÜZGÜN AİLE YAŞAMINDA ARIYOR Yaşam Memnuniyeti Araştırması'nın 2013 yılı sonuçlarına göre; toplumda itibarlı olmayı sağlayan nedenler arasında düzgün aile yaşamını birinci derecede önemli olarak belirtenlerin oranı yüzde 45,6 iken ahlaklı yaşamı birinci derecede önemli olarak belirtenlerin oranı yüzde 27,9 oldu. Toplumda itibarlı olmayı sağlayan nedenler arasında parayı birinci derecede önemli olarak belirtenlerin oranı ise yüzde 9,5.GENÇLER AİLE YAŞAM BİÇİMLERİNE ÖNEM VERİYORYetişkinlerin yüzde 52,1'i çevresindeki insanların aile yaşam biçimlerinin kendileri için önemli olduğunu belirtirken bu oranın gençlerde yüzde 50,1, yaşlılarda ise yüzde 44.Çevresindeki kişilerin aile yaşam biçimlerinin kendileri için önemli olduğunu belirtenlerin oranı illere göre incelendiğinde; bu oranın en yüksek olduğu il yüzde 71,6 ile Bitlis oldu. Bitlis'i yüzde 71,5 ile Hakkari, yüzde 68,9 ile Tokat izledi. Çevresindeki kişilerin aile yaşam biçimlerinin kendileri için önemli olduğunu belirtenlerin oranının en düşük olduğu il ise yüzde 13,3 ile Şırnak oldu. Şırnak ilini yüzde 24,2 ile Balıkesir, yüzde 26,8 ile Manisa izledi.AKRABALIK İLİŞKİLERİNDEN YAŞLILAR DAHA MEMNUNAkraba ilişkilerinden duyulan memnuniyet düzeyi yaş gruplarına göre incelendiğinde; 2013 yılında gençlerin yüzde 83,4'ünün akraba ilişkilerinden memnun. Yaş grupları büyüdükçe akraba ilişkilerinden duyulan memnuniyet oranı artıyor. Yetişkinlerde bu oran yüzde 84,9 yaşlılarda ise yüzde 90,5. Tüm yaş gruplarında kadınların akraba ilişkilerinden duydukları memnuniyet oranının erkeklerin memnuniyet oranından daha fazla olduğu görüldü.Akraba ilişkilerinden duyulan memnuniyet düzeyi illere göre incelendiğinde; memnuniyet oranının en yüksek olduğu il yüzde 96 ile Sinop oldu. Sinop ilini yüzde 95,1 ile Uşak, yüzde 94,5 ile Artvin izledi. Akraba ilişkilerinden duyulan memnuniyet oranının en düşük olduğu il ise yüzde 77,6 ile Antalya oldu. Antalya'yı yüzde 79,4 ile Kayseri ve Kocaeli, yüzde 81,4 ile Adana ve Adıyaman illeri izledi.(CİHAN)

Zaman - Gündem

Duygusal sermayenizi evlilik öncesinde tüketmeyin! Duygusal sermayenizi evlilik öncesinde tüketmeyin!
Söz ve nişanlılık süreci, yeni kurulacak yuvalar için güzel bir başlangıç. Ancak daha yolun başında kıyılan dinî; nikâh akdi ve gereksiz yere uzatılan tanışma süreci, yuvanın huzurunu bozabiliyor. Zira evlilik öncesi tüketilen duygusal sermaye de ömür boyu sürecek aile hayatını yavan bırakıyor.Bahar ve yaz ayları, birçok kişi için evlilik mevsimi demek. Hem havaların güneşli olması hem de tatil sebebiyle düğün merasimleri bu dönemde artış gösteriyor. Sözlü ya da nişanlı çiftleri, yuva kuracak olmanın heyecanı sarmış durumda. Kimisine göre çarçabuk geçen söz dönemi, kimisine göre "Ne zaman geçecek bu günler ve biz evleneceğiz" sabırsızlığı içinde uzayıp gidiyor. Uzmanlar, söz dönemi 2, nişanlılık dönemi 3 ay olmak üzere toplamda en fazla 5-6 ay içinde yuva kurmayı öneriyor. Zira uzayan evlilik öncesi dönem, insanların sabrını zorlayarak evlilik içinde tatmin edilmesi gereken duyguların tüketilmesine yol açıyor. Çiftlerin birbirini tanıma ve evlilik süreci olan nişanlılığın uzatılması durumunda duygusal sermayenin tüketildiğini aktaran sosyolog Yrd. Doç. Mehmet Ali Balkanlıoğlu, gençlerin bu dönemde bazen çok yakın ilişki kurup, evli çiftler gibi birçok duyguyu deneyimlemek istediklerini söylüyor. Balkanlıoğlu, gün içinde çok fazla telefon veya internetten yapılan görüntülü görüşmelerin, sık sık buluşup bir yerlere gitmenin, her anı fotoğraflayıp sosyal medya üzerinden paylaşmanın evlilik öncesi duygusal sermayeyi azalttığını vurguluyor. "Çiftler evlenip de aynı evde yaşamaya başlayınca birbirleri için büyü bozulmuş, birer kül kedisine dönüşmüş, sevginin doğasındaki heyecanı yitirmiş olabiliyorlar." diyen sosyolog, bu durumun evliliğin kalitesinde ciddi manada bir düşüşe yol açtığını kaydediyor. Eski evliliklerde duygusal sermayenin daha iyi korunduğunu ve bunun evlilikte mutluluğa olumlu yansıdığını söyleyen Balkanlıoğlu, değişen dünya koşullarında ilişkilerin de lakayt bir hal aldığını ifade ediyor. Uzman aile terapisti Nazlı Özburun ise söz veya nişan döneminde kıyılan dini nikâha dikkat çekiyor. Bu nikâhın gençlerde "Ne de olsa birbirimize helaliz." anlayışıyla birçok hataya kapı araladığını belirten Özburun, bu dönemin insanlar için birbirlerini tanıma ve ilişkilerini test etme süreci olduğunu, asla evlenmiş hükmünde olmadığını vurguluyor. Bu anlamda evlilik öncesi dini nikâhı sakıncalı bulduğunu aktaran uzman, "Söz ve nişan sürecinde çiftler kendilerini ve niyetlerini, ilişkilerinin kalitesini sorgulamalı." diyor. Toplumda 5-6 yıl nişanlı kalmış çiftlerin olduğunu belirten Özburun, "Sonra bu gençler ayrıldığında tıpkı evli çiftlerin yaşamı gibi bir dizi deneyimi geride bırakıyorlar. Bu durum da onlarda ciddi anlamda olumsuz etkilere yol açıyor. Çoğu insanda söz ya da nişanı bozulan genç kızlara karşı hatalı bir bakış açısı var. Bu dönem aynı zamanda ailelerin tanışması açısından da kritik bir öneme sahip." ifadelerini kullanıyor. Nazlı Özburun, şu tavsiyelerde bulunuyor: "Mümkünse önce ev içinde değil, dışarıda bir kafede ailelerin birlikte çay içmesi uygun olur. İlk karşılaşmanın belli bir resmiyetin olduğu ev dışı bir ortamda gerçekleşmesinin avantajları var. Kimi zaman sadece aile için değil, gelin ve damat adayı için de sürpriz bir karşılaşma olan aile buluşmalarında tarafların birbirlerinden herhangi bir durumu gizlemeden, açıkça kendilerini tanıtmaları gerekiyor. Daha sonra öğrenilen hayati bilgiler tarafların birbirine olan güvenini zedeliyor."

Zaman - Gündem

Eşlerin öfke ile konuşması şiddet ortamına zemin hazırlıyor Eşlerin öfke ile konuşması şiddet ortamına zemin hazırlıyor
Aile iletişim uzmanı psikolog Arif Özutku, eşlerin öfkelendiği zaman birinin öfkesini yutmasını bilmesi gerektiğini bildirdi. Öfke anında eşlerin tartışmamasını tavsiye eden Arif Özutku, öfkeye bağlı karşı sözlü atışmaların kötü sonuçlar doğurabileceğini kaydetti.Son günlerde artan kadın cinayetleriyle ilgili Manavgat Sağlık Derneği'nde açıklamada bulunan Özutku; eşlerin, bir sorunu çözmede kesinlikle öfke ortamı oluşturacak konulara girmemeleri uyarısında bulundu. Özutku; öfkenin freni patlayan bir kamyon gibi olduğunu, kontrolden çıktıktan sonra nerede duracağının kestirilmesinin güç olduğunu ifade etti. Eşlerin karşılıklı konuşmalarında birbirine karşı sözlerinin hep sevgi, saygı, şefkat, merhamet ve içten sevgi içerikli olmasının aile ortamında güven hakimin olacağının altını çizen Özutku, ailenin olmazsa olmazının karşılık güven olduğunu söyledi. Aile iletişim uzmanı psikolog Arif Özutku; kadına yönelik her türlü şiddeti kınadıklarını, cinayetlere karşı yetkilerin geçici değil, köklü çözüm bulmasının aciliyet arz ettiğini kaydetti. Eşler arası geçimsizlik olan ailelerde mutlaka ilk önce verilmesi gereken bilgilendirmenin 'öfke kontrolü' olması olduğunu vurgulayan Özutku, cinayetlerin yüzde 90'ının öfkenin kontrol altına alınmamasından kaynaklandığına dikkat çekti. Eşler arasında kesinlikle güç mücadelesinin olmaması gerektiğine dikkat çeken Özutku, "Ülkemizde maalesef 6 ay içinde 130 kadın şiddete bağlı hayatını kaybetti. Eşler sorunlarını çözemezse mutlaka aile iletişim uzmanından destek almalı. Eşler mutlaka birbirini dinlemesini iyi bilmeli. Birbirinin haleti ruhiyesini iyi bilmeli. Birbirine karşı nazik olmalı. Nezaket kurallarını aşacak şaka yollu da olsa söz söylemeli. Eşleri konuşmalarında birbirine karşı hakaret vari söz söylememeli. Konuşmalarda öfke olmamalı. Öfke, zehirli bal gibidir. İnsanı şiddete sürükler." diye konuştu. (CİHAN)

Zaman - Gündem

Boşanmanın da danışmanı var Boşanmanın da danışmanı var
Artan boşanma oranları bu alanda danışmanlık hizmetlerinin önemini getiriyor gündeme. Fatih Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi bünyesinde açılan `Boşanma Danışmanlığı´ programı, sürecin en az zararla atlatılmasını sağlayan uzmanlar yetiştirmeyi planlıyor.Boşanma hayli tatsız bir konu olsa da en az evlilik kadar hayatımızın gerçeği. Ancak süreç gerek hukukî; gerek ailevî; açıdan epey sorunlu geçiyor ülkemizde. Yıllar süren davalar, mal paylaşımı ve velayet konularında anlaşmazlıklar, çocuğu karşı tarafa koz olarak kullanma... Süreç sonunda taraflar, çocukları için dost kalmayı bir kenara bırakın, azılı birer düşmana dönüşüyorlar adeta. Hal böyle olunca evlilik danışmanları gibi boşanma danışmanlarına da ihtiyaç duyuluyor. Fatih Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezi (FÜSEM), açtığı boşanma danışmanlığı sertifika programıyla bu alandaki açığı kapatmayı hedefliyor. Boşanmayı isteyen taraf da depresyona girebiliyor Projenin başındaki isim, aile danışmanı ve erişkin, çocuk ve ergen psikiyatristi Rahime Hülya Bingöl Çağlayan, dünyada örnekleri olsa da `boşanma danışmanlığı´ eğitimlerinin ülkemizde bir ilk olduğunu söylüyor. Artan boşanma oranlarının böyle bir programı zorunlu hale getirdiği görüşünde. Geçtiğimiz yıl 123 bin boşanma gerçekleşmiş. Boşanmayı `tarafları her açıdan etkileyen ve iyi yönetilmezse insan sağlığını tehlikeye sokabilecek bir dönem´ olarak tanımlıyor Çağlayan. Boşanma; öncesi, esnası ve sonrası olarak üç dönemde ele alınmalı. Program da bu dönemin özelliklerine uygun, kişilerin hukuki, sosyal ve psikolojik sorunlarını giderecek şekilde hazırlanmış. Çağlayan, "Boşanma fikrini akla getiren ilk krizin patlak vermesiyle birlikte kişiler danışmanlığa ihtiyaç duyuyor. Ancak burada çok başvurulmuyor. Daha çok olay mahkemeye intikal ettiğinde, çocukların velayeti, ziyaret saatlerinin düzenlenmesi, mal paylaşımı gibi konularda sorunlar patlak verince ve bu da kişinin psikolojisini etkilemeye başladığında danışmanlık alınıyor. Kişi boşanmayı kendisi istese bile depresyon sıklıkla görülüyor." diyor. Danışmanlara şiddet uygulanırsa… Boşanma danışmanlığı müfredatı 150 saatlik bir ders programı içeriyor. Katılımcılar hem teorik hem de program sonunda danışmanlık yapacakları pratik eğitimi geçmek zorunda. Kimler katılabilir sorusuna gelince; psikologlar, PDR uzmanları, psikiyatristler, sosyal hizmet uzmanları, aile danışmanlığı eğitimi almış ve alanda en az iki yıl danışmanlık tecrübesi olanlar... Aile yapısı, boşanma nedenleri ve kuralları, hukuki süreç, dünyadaki diğer programlardan örnekler, boşanma esnası ve sonrasında aile ilişkilerinin düzenlenmesi gibi konular içeriyor. Eğitimin verildiği ülke Türkiye olduğundan, danışmanların herhangi bir şiddet vakasıyla karşılaştıklarında ne yapmaları gerektiği konusunda yol gösteriliyor. Çocuklarla ilişkiler de programın önemli bir kısmını oluşturuyor. Zira süreç iyi yönetilmezse hem psikolojik sorunlar baş gösterebiliyor hem de yüzde 50 gibi bir oranda ileride yapacakları evlilikler boşanmayla sonuçlanabiliyor. Çocuğu postacı olarak kullanmayın! Aile danışmanı ve erişkin, çocuk ve ergen psikiyatristi Rahime Hülya Bingöl Çağlayan, boşanma sürecinde en çok çocukların mağdur edildiği görüşünde. Taraflar eşlerinden boşanınca çocuklarından da boşanmış gibi davranabiliyor. Nafaka da ödenmeyince annenin geliri de yoksa çocuk için psikolojik yükün yanında tüm hayatını etkileyecek maddi sıkıntılar başlıyor. Yahut bu durumun tam tersi yaşanıyor. Ebeveynler boşanmanın çocukta oluşturacağı travmayı azaltır umuduyla her istediklerini yapıp şımartabiliyor. "Çocuğun boşanma süreci ve sonrasında postacı gibi laf ya da bilgi alışverişi için kullanılmamalı. Eşler arasındaki iletişim doğrudan kurulmalı. Karşı taraf için çocukların ebeveynlerine olan güvenlerini zedeleyecek sözler edilmemeli. Boşanma kararı kesin olarak alındığı andan itibaren çocuğa karşı dürüst olunmalı ve kendilerini güvende hissetmeleri sağlanmalı." diye de ekliyor, Çağlayan.

Zaman - Gündem

Dertleşeyim derken aile mahremiyetini unutmayın Dertleşeyim derken aile mahremiyetini unutmayın
Eşler arasındaki iletişim ve muhabbete zarar veren en önemli konulardan biri de mahremiyetin gözetilmemesi ve karı-koca arasında kalması gereken konuların dışarıya aksettirilmesi. Uzmanlar, böyle bir sonuçla karşılaşmamak için akıl danışma ve dertleşme ihtiyacı ortaya çıktığında muhatap olarak ehil kişilerin seçilmesini tavsiye ediyor.Her insan bir `dünya´ olduğuna göre aile içinde birbiriyle en iyi anlaşabilen çiftlerin bile ayrı düştüğü konular olabiliyor. Bu vakitlerde taraflar kimi zaman kendi aralarında konuşarak orta yolu bulmaya çalışır. Bazen de bu yöntem yetersiz kalır. Üçüncü bir kişiye danışma ihtiyacı doğar. İşte bu noktada çiftlere gelen bir uyarı var; `derdimi paylaşayım´ derken aile mahremiyetini göz ardı etmeyin, eşinizin gıybetini yapmayın! Zira çoğu zaman bu durum sorunların çözülmesine değil işlerin daha da sarpa sarmasına sebep oluyor. İki kişi arasında sağlıklı bir iletişimle çözülebilecek ufacık sorun, çiftlerin önünde dağ gibi büyüyebiliyor. Peki, nedir aile sırrı ya da mahremiyeti? Uzmanlar, hakkında konuşulan kişinin, duyduğunda hoşuna gitmeyecek, onu rencide edecek küçük bir meselenin dahi aile sırrı olduğuna işaret ediyor. İnsanın hayatında en mahrem yere konumlanan aile ile ilgili meseleler dedikoduya meydan vermeyen, sorunlara çözüm üretebilecek insanlarla paylaşılmalı. İş ortamında ya da kadınlar arasında düzenlenen günlerde `muhabbet konusu´ olmamalı. Aile danışmanları da karşılıklı güven içerisinde yürüyen bir ilişki için `dertleşme´ amaçlı da olsa ölçüyü kaçırmamaya davet ediyor. Psikolojik danışman Yusuf Bayalan´a göre ölçüyü belirlemek için çiftlerin kendini eşinin yerine koyması yeterli. Herkesin kendisiyle ilgili iyi şeyler duymak isteyeceğini anlatan Bayalan, "Özel hayatımızdaki önemli insanlar tarafından beğenilmek, onaylanmak da temel ihtiyaçlardan biri." diyor. Bir tarafın diğeri hakkında başkalarına olumsuz ifadeler kullanması ise eşleri duygusal olarak son derece olumsuz etkiliyor. Bayalan´ın bu noktada çiftleretavsiyesi birbiriyle ilgili ulu orta konuşacaksa, iyi yönde konuşması. Hayatımızda `sıfır sorun´ diye bir gerçeğin olmadığını hatırlatan Bayalan, bunun aile için de geçerli olduğunu söylüyor. İlişkileri çözümsüz kılan ise sorunların çözülme tarzı. Eşlerin birbirine karşı öfkelenmesi, onu eleştirmesi normal. Ancak burada önemli olan neyin, kiminle paylaşıldığı. Zira `kendini açmak´ denilen davranışın psikolojik sorunların oluşumunda önleyici işleve sahip olduğunu söyleyen uzmanlar, "Paylaşımda bulunduğumuz kişilerin güvenilir olmasına dikkat etmeliyiz." diyor. Aksi takdirde dedikodu denilen yıkıcı dinamik harekete geçebiliyor. Güvenilirliğin yanında, sorunların paylaşıldığı kişinin olaylara tarafsız bakabilmesi gerektiğini anlatan Yusuf Bayalan, "Çünkü haklı olduğumuzu hissetmemiz her zaman haklı olduğumuz anlamına gelmez." diyor. Bu durumda kişi haksız ya da hatalı olduğunda birilerinin uygun dille bunu ona ifade etmesi gerekiyor. Sorunlar ehil insanlara anlatılmalı Aile içi anlaşmazlıklarda sık karşılaşılan diğer durum ise karı koca dışındaki diğer aile fertlerinin araya girmesiyle derinleşen anlaşmazlıklar. Zira bazı insanlar meseleleri `ya hep ya hiç´ mantığıyla değerlendirebiliyor. "Bu kişiler için, eşleri ile arası iyi ise dünyanın en iyi insanı, değilse de dünyanın en kötü insanıdır." diyen Yusuf Bayalan, hal böyle olunca eleştiri esnasında kantarın topuzunun da kaçtığına işaret ediyor. Daha sonra araları düzelince ise sanki başka bir insandan bahsetmiş gibi olabiliyorlar. Ancak kişiyi dinleyen yakını, onun daha önce anlattıklarından hareketle eşine karşı tavır alabiliyor. Aslında büyük anlaşmazlıkların yaşandığı bir dönemde çiftlerin kendini yalnız hissetmesinin sebebi de burada yatıyor. Çünkü en ufak bir sorunda yakınlarına gidip öfke patlaması yaşayan kişi, arası düzelince bambaşka hallere girince bu durum tekrarlandıkça yakınları tarafından önemsenmeyebiliyor. Psikolojik danışman Yusuf Bayalan, "Bu durumun önüne geçmek için eşimizle ilgili sorunları abartmadan, gerçeklikten kopmadan anlatmalıyız. Muhatabımız da anlayışlı, olaylara geniş açıdan bakabilecek, bilge tarafı gelişmiş kişiler olmalı." tavsiyesinde bulunuyor. Aile danışmanı uzmanı Fatma Taş ise kişinin aile mahremiyetinin farkında olması için önce kişisel mahremiyeti önemsemesi gerektiğini söylüyor. "Herkesin kendi içinde bireysel bir özeli vardır. Bunu iç dünyasında saklamayı bilir." diyen Fatma Taş, eşler arasında düşünüldüğü zaman da taraflar bu hassasiyeti taşıyorsa karşılıklı güvenin oluştuğunu söylüyor. Öte yandan hiç umulmadık bir ortamda ve anda ortaya çıkarak iki kişinin arasındaki mevzu ifşa ediliyorsa bu güvenin kırıldığını anlatıyor. Aile içindeki mahremiyet konusunda en çok karşılaştığı olayın, çiftlerin samimi bulduğu ortamlarda birbirleri hakkındaki meseleleri anlatması. Arkadaş ortamı ya da anne-babanın yanında eşinin istemeyeceği şekilde onun hakkında konuşan kişi hem aralarındaki hukuka hem de aile mahremiyetine zarar veriyor. Eşin olmadığı ortamlara onun hakkında konuşma alışkanlığının daha çok kadınlarda olduğu sanılsa da bu durum erkekler için de bir problem. Zira Fatma Taş´ın gözlemlerine göre erkekler de bir araya geldiğinde aile özelini ihmal edebiliyor. Kendince samimi bulduğu birine eşiyle ilgili paylaşımlarda bulunabiliyor. "Anlatan kişi orada kalacağını sanıyor ama bu böyle olmuyor. Günler sonra çok farklı birinden duyabiliyor." diyen Fatma Taş şöyle devam ediyor: "Biz bunlara aile sırları diyoruz. Aile sınırları içinde kalması gerekirken bir bakıyorsunuz herkesin konusu oluyor. Hem eşiniz hem siz rencide oluyorsunuz. Onulmaz yaralara kapı aralanmış oluyor." Eşleriniz sizin örtünüz, siz de onların... Çiftleri birbirinin hoşuna gitmeyecek şekilde başkasına anlatma konusunda tek uyaran aile danışmanları ve psikologlar değil elbet. İlahiyatçılar da gıybetin bu hali karşısında ailenin zarar göreceğini söylüyor. Işık Yayınları´ndan çıkan Kadın Aile İlmihali, konuyu ele alırken önce gıybetin ne olduğunu açıklıyor. Buna göre, bir kişinin nesebinde, ahlakında, yaşayışında, işinde, giyim kuşamında, yaratılış özelliklerinde vs. bulunan bir kusuru, onun gıyabında ve duyduğunda rahatsız olacağı bir tarzda konuşmak gıybettir. İlmihal, ayet ve hadislere bakıldığında `Gıybet şu kişiler arasında cereyan etmez´ şeklinde istisnanın olmadığına dikkat çekiyor. Eşlerin birbirini gıybet etmesinin de bir mazereti olamayacağını anlatıyor. Aile ile ilgili hemen hemen bütün meseleleri ele alan eserde Kur´an-ı Kerim´de geçen, `Eşleriniz sizin örtünüz, siz de eşlerinizin örtüsüsünüz.´ buyruğuna yer veriliyor. Söz konusu ayetin farklı açılardan tefsirinin yapıldığını ifade ediyor. Birbirlerine günahtan koruyucu kalkan olmaları, birbirleri için huzur ve sükûn kaynağı olmaları gibi tefsirlerin yanında bir de karı-kocadan her birinin diğeri için başkalarının görmesini ve duymasını istemediği yönlerine örtü olması yorumu yapılıyor. "İşte eşler ne zaman birbirlerinin kusur ve açıklarını başkalarının yanında anlatırlarsa onun için `örtü/libas´ olma özelliğini yerine getirmemiş olurlar." görüşüne yer veren ilahiyatçı yazarlar, konuyu açıklamaya şöyle devam ediyor: "Hiç şüphesiz ailede zaman zaman eşler arasında problemler yaşanabilir. Eşlerin bu problemleri karşılıklı konuşarak çözmeye çalışmak yerine sağda solda anlatmaları, tabii ki anlatırken eşlerini tenkit etmeleri, onların hata ve kusurlarını serrişte etmeleri gıybettir ve dolayısıyla caiz değildir." Mahremiyet çocuğa da öğretilmeli Aile danışmanı Fatma Taş, aile içindeki her konunun her ortamda konuşulmaması gerektiğinin çocuklara da öğretilmesini öneriyor. Danışanlarından bazılarının çocuklarını ona getirip, "Ben ne konuşursam gidip babaanneye ya da başkasına anlatıyor." diye şikâyet ettiğini söylüyor. Ancak çocuğun bu tür şeyleri dışarıda anlatma sebebi çoğunlukla anne babanın yetiştirme tarzıyla ilgili. Fatma Taş, çocuğun dünyasında `sır tutmak´ ya da `özel konular´ gibi kavramların olması gerektiğini, bu alışkanlığın ise 3-6 yaş arasında kazandırılabileceğini söylüyor. Bu dönemde `gizlilik´ kavramını içselleştirebilen çocuk ileriki yaşlarda da nerede neyin konuşulacağını daha kolay ayırt edebiliyor. Ve bunun öneminin farkına varabiliyor. Ancak bu dönem geçirilirse her bir olay üzerine ayrıca konuşularak onun dışarıda bu konuda paylaşımda bulunmaması için ikna edilmesi gerekebilir. Fatma Taş, 3-6 yaş sürecinde çocuğa gizliliği öğretecek oyunlar oynatmayı tavsiye ediyor. Örneğin bir konu üzerinde konuşup, `Ben bunu anahtarladım.´ ya da `Hadi biz bunu bir balona koyup gökyüzüne gönderelim.´ gibi bilinçaltına mesaj vererek bazı konuların iki kişi arasında kalacağı öğretilebilir.

Zaman - Gündem

Çare evlilik okulları mı? Çare evlilik okulları mı?
Kavgalar her evde yaşansa da kimi zaman işler çığrından çıkarak çiftler boşanmanın eşiğine gelebiliyor. Öfke kontrolü ve çiftler arası iletişim gibi derslerin verildiği evlilik okulları bugüne dek yüzlerce çifti bu kararından döndürmüş."Bu saat oldu yemek niye hazır değil?" ve "Niye bu kadar geç geldin?" geçmişten günümüze evli çiftlerin en favori kavga konularından. Ancak modern hayatın getirdiği iş yükü, sosyal medya bağımlılığı ve belki de günümüzün en önemli problemlerinden aldatma devreye girince sorunlar içinden çıkılmaz bir hal alabiliyor. Bu noktada çiftler, danışmanlık hizmetine ihtiyaç duyuyor, lakin herkes özel merkezlerden yararlanacak durumda değil. Gaziantep Şahinbey Belediyesi´nin 2009 yılından bu yana sürdürdüğü evlilik okulu projesi yeni evlenen ve evlenmeyi düşünenlere kapılarını açıyor. Biz de bugüne kadar 5 bin mezun veren evlilik okulunun mezuniyet törenine katıldık ve bu eğitimlerin neleri değiştirdiğini katılımcı çiftler ve eğitimcilerin bizzat kendilerinden dinledik. Patentini de aldılar Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürlüğü tarafından yıllardır aktif olarak yürütülen projenin çıkış noktası Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu´nun kıydığı nikâhlar olmuş. Kadın ve Aile Hizmetleri Müdürü Özlem Ateş, "Çiftler evlenmek için başvuruyor, başkanımız da nikâhlarını kıyıyordu. Ancak salonun kapısından çıkıp gittikten sonra ne olacağı belirsiz. Çift, ilerleyen zamanlarda aile olmanın getirdiği problemlerle baş başa kalıyordu. Artan boşanma oranlarını da düşünerek buna gönlümüz razı olmadı." diyerek özetliyor evlilik okulunun çıkış noktasını. Ancak sadece yeni evli çiftler değil, nişanlılar hatta uzun yıllardır evli olan nene-dedeler bile çalmış kapısını. Sorunların ana kaynağı iletişimsizlik olunca işin uzmanlarından dersler koymak şart olmuş. Psikolog ve psikiyatristler de devreye girerek çiftlere gereken destek verilmiş. Gerekli görülen durumlarda çiftlere özel terapi de uygulanmış. `Sorunlar dramayla sahneye çıktı´ Evlilik okuluna kayıt yaptıran çiftler, eşleriyle birlikte katıldıkları derslerde; evlilikte sağlıktan çocuk gelişimine, adli konularla ilgili bilgilerden evlilik psikolojisine birçok konuda geniş çaplı bir eğitim alıyor. Haftada üç gün, toplam dokuz saat eğitim alan çiftler, Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, müftülük, Emniyet Müdürlüğü ve üniversiteler gibi çeşitli kurumlardan konusunda uzman kişiler tarafından eğitime alınıyor. Şahinbey Belediyesi Evlilik Okulu´nun belki de en ilginç yanlarından biriyse drama tekniği kullanılarak çiftler arasındaki sorunların temsili olarak canlandırılması. Böylelikle eşler arasındaki problemler daha somut şekilde ortaya konuluyor ve hangi durumda ne yapılacağı konusunda çiftlere yol gösteriliyor. Mezunlar özellikle empati kurmak ve öfke kontrolü konularında ustalaşıyor. Bu sayede çatırdayan birçok evliliğin kurtulduğunu anlatıyor proje koordinatörleri. Şahinbey Belediyesi, gerekli başvuruları yaparak yıllardır düzenlediği evlilik okulunun patentini de almış. Boşanmanın eşiğinden döndük Bir yıllık evli olan Uğur-Aliye Kılıç çifti, evlilik okulunun mezuniyet töreninde kutladı evlilik yıldönümlerini. Damat 25, gelin 18 yaşında olunca gençliğin verdiği fevrilikle önceleri çok kavga yaşanmış aralarında. Onlar da faydalı olur diye programa başvurmak istemiş. Uğur Kılıç, "Aileden birinin sana şunu yapma, eşine böyle davranma demesiyle bu işin eğitimini almış birinin söylemesi aynı şey değil. Eşim şimdi hamile. Önceden olsa anlamazdım. Şimdi neler yaşadığını daha iyi biliyorum, duygusal iniş-çıkışları olduğunda alttan alıyorum." diyor. İsmail ve Tevekkül Şakzucu çifti de evlilik okulu öğrencilerinden. Bir yıllık evliler, bir de Meryem isminde bebekleri var. Tevekkül Hanım, bebekleri olacağını öğrendiğinde aralarındaki sorunları çözmek için evlilik okulunu büyük bir fırsat olarak gördüğünü anlatıyor: "En başlarda çok sinirliydim. Öfke kontrolü eğitimleriyle sinirlenmemeyi, alttan almayı öğrendim. Önceleri şiddetli kavgalarımız yüzünden boşanma fikri hep aklımdaydı. O kavgalar devam etseydi bebeğimizi de huzursuz edecektik. Onun için de korktuk. Şimdi daha kontrollüyüz. Öfke patlamalarımız yok eskisi gibi. Bizdeki bu değişimi ailelerimiz de fark etti."

Zaman - Gündem

Evliliğin ilk aylarındaki uyum yuvanın temelini güçlendiriyor Evliliğin ilk aylarındaki uyum yuvanın temelini güçlendiriyor
Eşlerin ilk aylardaki problemleri beraber aşmaları, sevgilerini ve birbirlerine duydukları güveni de artırıyor. İlk günlerinden itibaren eşler, aralarında ne kadar uyumlu denge kurarlarsa evlilik müessesesi de o kadar sağlam temeller üzerine oturuyor.Evlilikteki ilk yıllar, sosyal, duygusal ve ekonomik pek çok yönü içerisinde barındırdığından dolayı eşlerin birbiriyle uyum dönemidir. İlk yıllardaki sorunlar genelde şunlardır: Mizaç kişilik bozuklukları ve huyla ilgili sorunlar, iletişimle ilgili sorunlar, ev eşya hediyeler gibi maddi konularla ilgili sorunlar, kültürel farklılıklardan kaynaklanan sorunlar, ortak değerler dini ve ahlaki konularla ilgili hassasiyetlerle ilgili sorunlar. Eşlerin sevgi ve şefkat dolu oluşu, kusur görmemeye çalışması, birbirini olduğu gibi kabul edip karşılıklı fedakâr olmasıysa eşler arası uyumu kolaylaştırıyor. Problemlerin bir kısmının zaman içinde çözüleceği bilinciyle hareket etmek, birlikte zaman geçirirken karşılıklı sohbet, işbirliği ve paylaşmaya önem vermek de huy, ahlak ve mizaçta olumlu değişikliklere yol açıyor. Eşler kendi yanlışlarını kabul etmeli, kimsenin kusursuz olmayacağının bilincinde olarak savunmaya geçmemeli, fakat yanlış anlamalar varsa tartışmaya girmeden uygun bir zamanda kendisini doğru şekilde ifade etmeli. Evliliğin ilk yıllarındaki sorunların çoğunun sosyoekonomik kültürel açıdan uyumsuzlukla alakalı olduğu görülüyor. Bu durumda sevgi ve saygının gücünden istifade edilmeli, farklılıklara saygı gösterip ortak değerlerden destek alınmalı. Kişi kendini, sınırlarını ve ihtiyaçlarını doğru ifade etmeli, ne kadar hoşgörülü, uyumlu ve fedakâr olsa da kendi kişiliğine zarar vermemeye de özen göstermeli. Eşlerin aileleriyle iyi ilişkiler içinde olması, uyumu o kadar kolaylaştırıyor. Bir tarafın söylediği olumsuz bir ifadeyi diğer tarafa aktarmamalı ve aile üyelerinin birbirini doğru anlamasına yardımcı olunmalı. Evlilik kutsal bir müessesedir ve mahremiyeti vardır. Kişi ancak çok önemli olduğunda ve başka çıkış yolu bulamadığında konuyu ailesine götürüp desteğini isteyebilir. Problemlerin üstesinden gelinemiyorsa aileden önce danışmak için güvenilir, sır tutabilen ve doğru yönlendirme yapabilen, tecrübeli, yakın dostlar seçilmeli, aile danışmanına başvurmak, gerekirse aile terapisi almak da ihmal edilmemelidir. *Uzman Psikolog

Zaman - Gündem

Çabanın ve isteğin azlığı, evlilikleri mutsuz kılıyor Çabanın ve isteğin azlığı, evlilikleri mutsuz kılıyor
Fransız Lape Hastanesi Uzman Psikoloğu Eylem Sönmez, farklı öykülere sahip iki bireyin beraber yaşama kararı alması olarak tanımlanan evliliklerde, çiftlerin karşılaştıkları başlıca sorunları ve mutlu bir ilişki için önerileri açıkladı.Evlilikleri, farklı öykülere sahip iki bireyin beraber yaşama kararı alması olarak tanımlayan Fransız Lape Hastanesi Uzman Psikoloğu Eylem Sönmez, farklılıklara rağmen hayata geçen evlilik kurumunun, bazı durumlarda güçleri ikiye katlayan ancak bazı durumlarda ise tam tersi bir sürecin yaşanmasına neden olabilen bir ortaklık olduğunu ifade ediyor. Uzman Psikolog Eylem Sönmez´e göre, bireylerin huzurlu ve doyum içeren bir ilişki yaşayabilmeleri, karşılıklı uyuma ve birbirlerini tamamlayabilecek özelliklere sahip olmalarına bağlı. Birbirlerinin kişisel özelliklerine ve farklılıklarına saygı duyan çiftlerin ilişkilerini uyum içerisinde sürdürdüklerinin altını çizen Sönmez, bu unsurların yanında daha da önemli olan faktörlerin, ilişkiyi sürdürmeye dair duyulan inanç ve arzu olduğunu belirtiyor. Evlilikte, istek ve çabanın diri tutulmasının da önemli olduğunu belirten Sönmez´e göre, çabanın ve isteğin istikrarsızlığı, ilişkiyi çıkmaza sokan önemli unsurların başında geliyor. İletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlık ciddi sorunlara neden oluyor Birlikteliklerin ve evliliklerin yenilenmeye ve gelişmeye ihtiyaç duyan bir dinamiğe sahip olduğunu belirten Sönmez, mutlu ilişkilerin, yenilenmeye ve gelişmeye açık bireyler tarafından yürütüldüğünü, evlilikteki veya birlikteliklerdeki iletişimsizlik, saygısızlık ve saldırganlığın ciddi sorunların yaşanmasına neden olduğunu ifade ediyor. Sönmez, aile yapılarının, karakter özelliklerinin, eğitim seviyelerinin ve zevklerin birbirine uyumunun, ilişkilerde ortaya çıkan problemlerle başa çıkılmasını kolaylaştıran unsurlar olduğunun da altını çiziyor. Güçlü bağlara sahip mutlu evliliklerin için 10 altın öneri 1. Farklılıklar, erkeği kadına kadını erkeğe üstün kılmayan özelliklerdir. Bunun bir üstünlük değil bir özgünlük olarak kabul edilmesi gereklidir. Unutulmamalıdır ki farklılıklar, rutini bozan heyecanlara zemin hazırlar. 2. Çiftlerin yaşamdan beklentileri ve amaçları uyumluluk göstermeli, çift ruhsal uyuma sahip olmalıdır. Unutulmamalıdır ki, birbirlerini seven ve paylaşma duygusuna sahip çiftler birbirlerini mutlu eder. 3. Fiziksel, sözel ve davranışsal ve psikolojik şiddet, mutlu bir evlilikte olmaması gerekenlerin başında gelir. 4. İlişkide çatışma yaşandığında çiftler sakinliğini koruyarak sorunu çözme yoluna gitmelidirler. Davranışsal ve yapıcı eleştirilerle çözüm için uğraşmalıdır. 5. İlişkide ortaya çıkan herhangi bir sorun, asla çiftlerden birine mal edilmemelidir; çünkü evlilik iki kişiliktir. Var olan bir sorunda, kadın ve erkeğin değişen oranlarda sorumlulukları bulunmaktadır. 6. Araştırmalar, evliliğin ilk yıllarında ve ilk çocuk doğduktan sonra çiftlerin birbirlerine ayırdıkları zamanın azaldığını ortaya koymaktadır. Bu dönemlerde eşler, birlikte düzenli vakit geçirecekleri programlar yapmayı ihmal etmemelidir. 7. Eşlerden biri ya da her ikisinin sorun yaşamaları durumunda yardım almaya açık olmaları önemli bir diğer husustur. 8. Eşlerden birinin iletişim ya da öfke kontrol problemleri varsa yine bahsi geçen konularda profesyonel yardım alınması, ilişki açısından oldukça önem taşımaktadır. 9. Evlilikte dostluğun devamı, konuşmak, dertleşmek ve destek olmak vazgeçilmez bir özelliktedir. İlişkiye zarar verdiği düşünülen üçüncü şahıslara sınır koyma, ilişkiye dahil etmeme de önemli ve gereklidir. 10. Çiftler evlilik süresince yaşanabilecek krizlere direnebilme ve ilişkiyi ayakta tutabilme becerilerini geliştirebilir ve gerektiğinde profesyonel yardım alarak yaşanan çatışmalara dışarıdan bakabilmelidir.

Zaman - Gündem

Artık daha kolay boşanıyoruz Artık daha kolay boşanıyoruz
Ülkemizde son on yılda boşanma oranlarında %30 artış olduğunu söyleyen KadıköyŞifa Sağlık Grubu Uzman Klinik Psikolog Merve Büyükkucak, iletişimsizliğin, erken yaşta gerçekleşen evliliklerin, maddi sorunların ve sadakatsizliğin en önemli boşanma sebepleri olduğu konusunda uyarıyor.Hem çok kişisel hem de çok alışılmış, sıradan bir konu olan boşanma son yıllarda sıklıkla telaffuz edilen, çevremizde, ailemizde, yakınlarımızda sıklıkla rastlanır ve tabu olmaktan çıkan bir olgu olmaya başladı. Neredeyse bir salgın olarak adlandırılabilecek bu durum toplumun büyük bir kesimi ve özellikle yeni evliler veya çocuk sahibi olanlar için oldukça kaygı veren, bir nevi bir alarm durumu haline geldi. Son yıllardaki istatistikî; veriler boşanma oranlarındaki artışı destekler nitelikte olmakla birlikte, bu artışın yalnızca ülkemizde değil dünyanın birçok ülkesinde yaşandığını göstermektedir. Türkiye´ye baktığımızda son on yılda bu artışın yaklaşık %30 seviyelerinde olduğunu, ilk beş yılda evliliklerin %20sinin, Amerika´da ise her 1000 evlilikten yaklaşık 3 ila 4 tanesinin boşanma ile sonuçlandığını söylemek mümkün. Bu oran ikinci ve üçüncü evliliklerde ise daha da yükselmekte.Neden boşanıyoruz?Son yıllardaki bu artışın kaynaklarını anlamaya yönelik yürütülen çok sayıda araştırma eşler arasındaki iletişimsizliğin, maddi sorunların ve sadakatsizliğin büyük oranda etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sebepler elbette ki önceki yıllarda da geçerliliğini korumaktaydı. Ancak yıllar içinde değişen en önemli faktörlerden biri yaşam süresinin uzaması ile birlikte kişilerin yaşamdan daha fazla beklentiye sahip olmaları oldu. En önemlisi de artık günümüz dünyasında bilgiye erişim çok daha kolay. Bu durum hayattan, dünyadan daha fazla haberdar olmayı, daha fazla düşünmeyi ve daha çok neistediğini sorgulama durumlarını da beraberinde getiriyor. Her ne kadar boşanma kendi içerisinde oldukça stresli ve zorlayıcı bir durum dahi olsa boşanmadan sonra kendilerine yeni ve daha mutlu edici bir yaşam kurma konusunda insanlar daha büyük bir cesaret gösteriyor. Özellikle erken yaşta gerçekleşen evlilikler sonucu ya da ileri yaşlarda gerçekleşen boşanmalar bu duruma örnek teşkil edebilir. Ne de olsa yaşamın bir noktasında durmak, düşünmek ve farklı yolda ilerlemek istediğinin farkına varmak artık çok da az rastlanır bir durum değil.Bunlarla birlikte önceki yıllara göre çalışma koşullarının giderek daha ağırlaşmasının ve bağlantılı olarak kişilerin günlük yorgunluk ve stres düzeylerinde bir yükselmenin olmasının boşanma üzerindeki etkisinin de oldukça büyük olduğu söylenebilir. Artık ne yazık ki eşler ne çocuklarına ne de eşlerine kaliteli zaman ayırabilmekte ve artan stres düzeyi ile birlikte hayatın ve ilişkinin sorumluluklarına, zorluklarına karşı toleransları giderek düşmekte. Öyle ki hali hazırda devam eden birçok evlilikte aslında cinselliğin ortadan kalktığını, çocuklar için ya da ailesel normlar sebebiyle "mutsuz ama sorun olmayan, idare edilen" ilişkilerin olduğunu ve ne yazık ki çok daha öncelerden "duygusal boşanma"nın gerçekleştiğini söylemek mümkün.Boşanmaya dair bir diğer önemli sebep ise elbette ki kadınların yıllar içerisinde eğitim seviyelerinin artması ve bununla bağlantılı olarak kendi ayakları üzerinde daha fazla durabilen ve en önemlisi yeni normlara sahip olan, ilişkiden beklentilerini daha fazla sorgulayan ve ortaya koyabilen bireyler haline gelmeleridir. Özellikle 30 yaş altındaki kadınlarda boşanma oranın daha yüksek olduğunu, yeni bir hayat kurma ve kendi yolarlına devam etme konusunda daha cesur olduklarını söylemek mümkün. Boşanma talebinin erkekler kadar kadınlar tarafından da sıklıkla ortaya konması bu durumu destekler niteliktedir. Genel olarak boşanma ile ilgili diğer risk faktörlerine baktığımızda yukarıda sayılanlara ek olarak evlilikle ilgili gerçekdışı beklentilere sahip olmak, evliliğe hazır olmamak, istismar ve şiddet gibi faktörleri saymak mümkün. Son yıllarda yapılan birçok çalışma sosyal ve psikolojik faktörlerin yanı sıra genetik bir yatkınlığa da işaret etmekte, tek yumurta ikizleri ya da genetik havuzlarını paylaşan kardeşlerin diğer bireylere oranla boşanma anlamında birbirlerine çok daha yüksek oranda benzerlik gösterdiği yönündedir. Erken yaşta evlilik ve boşanmış bir anne babanın çocuğu olmak da kişiyi boşanmaya yatkın kılan risk faktörleri olarak bulunmaktadır.Boşanmaya nasıl karar veriyoruz?Bir birlikteliğin boşanma ile sonuçlanıp sonuçlanmayacağını açıklayan en önemli faktörlerden biri "bağlılık" olarak ortaya çıkmaktadır. Burada bağlılık ile kastedilen uzun vadede karşılaşılan problemler ve zorluklarla yenilmemek ve ne kadar zor olursa olsun evliliğin devamı için bir isteği sürdürebilmektir. Bağlılık, ileride de o kişinin eşi olmayı arzu etmek, "biz" olma hissini sürdürmek istemek ve bir çift olarak sahip olunan kimlikten memnun olmak anlamına gelir. Bağlılık ne kadar fazla olursa kişi kendini o oranda güvende hissedecektir ve ilişkinin devamı için daha fazla verici olmaya gönüllü olabilecektir. Bir evliliği sonlandırma önündeki engeller sayılabilecek finansal zorluklar ya da çocukların varlığı ancak bir süre söz konusu evliliğin sürmesine yardımcı olur. Uzun vadede bağlılık yoksa o evliliklerin de devamı olmayacaktır. Örneğin birçok evliliğin eşler arasında çatışma olmadığı halde bittiği araştırmalar tarafından sıklıkla ortaya konmaktadır. Fakat çatışma yaşamayan, evliliklerinde mutlu olmayan ancak yine de birbirlerine bağlılığı bulunan kişilerin birlikte kalma olasılıklarının ve gidişatı iyileştirmeye çabalama durumlarının bağlılığı az olan ve başka bir ilişkide mutlu olabileceğine inanan kişilere oranla daha yüksek olduğu bilinmektedir.Boşanma oranlarındaki artışla alarma geçmeli mi?Her ne kadar sıkıntılı bir evlilikten çıkılıyor olsa bile, boşanma özellikle bu durumu birebir yaşayan bireyler için oldukça sarsıcı ve zorlayıcı bir durumdur. Her şeyden önemlisi kendi içerisinde bir "kayıp" olarak nitelendirilebilir; zira devam eden bir ilişki sonlanmakta, alışılagelmiş bir hayat şekli ve ilişkiler ağı değişmektedir. Bu nedenle her kayıp anında olduğu gibi elbette boşanmanın da kendine göre bir yas süreci olacaktır. Fakat bilinen odur ki her kayıp sürecinin kendisine eşlik eden "yas" yanında, bir de kişiyi büyütücü ve geliştirici tarafı bulunur. Elbetteki evlilikler bitmemesi düşünülerek planlanan kurumlardır ancak buradan bakıldığında bu bitişi yalnızca bir kayıp ya da "başarısızlık" olarak görmek çok doğru bir tutum olmayacaktır. Biten bir ilişkiye başarısızlık olarak bakmak yaşanan ilişkiye ve o ilişkideki doyurucu ve besleyici, mutlu eden anlara büyük bir haksızlık olur. Zaman içerisinde kişiler farklı rotalarda büyüyebilir, gelişebilir, o süreçte eşlerden biri ya da her ikisi de değişebilir, karşılıklı ihtiyaçlar söz konusu ilişkide karşılanmıyor olabilir ve ilişki bitme noktasına gelebilir. Ancak tüm bunlar, bu ilişkinin bir hata ya da başarısızlık olduğu anlamına gelmez, böyle bakmak o ilişkide yaşanan keyif ve büyümeyi inkar etmekle eşdeğer bir tutum anlamına gelir. Elbette duygusal ve fiziksel anlamda istismar içeren çoğunlukla mutsuz evlilikler için böyle düşünmek çok daha zordur.Artan boşanma oranları kaygı verici hale gelse de her bitiş nasıl yaşandığı ile de bağlantılı olarak kişiyi geliştirir. Yeni bir yaşam kurabilme, ihtiyaç ve beklentileri doğrultusunda hareket edebilme cesareti kişiyi zenginleştiren bir deneyimdir. Özellikle çocuklu aileler açısından haklı olarak büyük kaygı uyandıran bu durum uzun vadede çocuklar için dahi bir kazanım olabilir. Elbette ki mutlu bir evlilik içerisinde olmak hem çiftlerin hem de çocukların zihinsel ve fiziksel sağlıkları için çok önemli bir unsurken özellikle çocukları duygusal, fiziksel, ve sosyal birçok sorundan koruyan bir durumdur. Ancak her türlü çabaya rağmen yolunda gitmeyen bir ilişkiyi sonlandırmak, sıkıntının içinde çaresizce kalan ve kendisi için olumlu bir çözüm üretemeyen, ayrılamayan yetişkinlere oranla "ayrılabilme" ve "kendi ihtiyaçları doğrultusunda sorunlarını çözebilme" konusunda çocuklara önemli ve yapıcı bir model oluşturur.

Zaman - Gündem

Düğün öncesi kördüğüm! Düğün öncesi kördüğüm!
Evlenme heyecanıyla hazırlıklara başlıyor, o mağaza senin bu çeyizci benim koşturuyorsunuz. Nikâh salonu nereden tutulacak, gelinliği diktirsek mi yoksa kiralasak mı, eşyaları kim nasıl alacak derken aileler birbirine giriyor. Düğün öncesi süreç tam bir kördüğüme dönüşüyor.Yeni Bahar Dergisi haberine göre; arkadaş, akraba, aile dostları ya da başka bir vesileyle tanışan genç kız ve erkek bir süre sonra hayatlarını birleştirmeye karar verir. Ancak aynı evi paylaşabilmek sanıldığı kadar kolay değildir. Yuvayı kurmadan önce zorlu bir süreç onları beklemektedir. Pembe panjurlu evde mutlu-mesut yaşamayı hayal ederlerken kız başlar, "Çeyizim de hazır değil, evlenmeden önce her şeyim tam olmalı..." demeye. Erkek ise "Birikmiş param da yok, bu devirde kirada oturulmaz..." da zor..." diye yakınır. Fakat sevgileri her şeyin üstesinden gelecektir! İki taraf da konuyu ailesiyle istişare eder. Oğlan ailesini alır, kızın kapısını çalar. Çiçek, çikolata, kahve ikramı… Ve beklenen an gelir. Allah´ın emri, Peygamber´in kavliyle kız istenir. `Kız evi naz evi´ diyerek biraz mühlet verilmesi rica edilir. İkinci davette ise söz kesilir. Oğlan tarafı kelli felli nişan ister, kız tarafı alınacak altınlardan dem vurur. Çileli nişan sürecinden sonra düğün tarihi, tutulacak salon, gençlerin hangi semtte oturacağı, alınacak eşyalar tartışma konusu olur. Bu sefer kız tarafı gösterişli bir düğün ister, "Hamama giren terler" düşüncesiyle damadın bütçesini zorlayacak taleplerde bulunur. Oğlan tarafı düğünde davul zurna ister, kız tarafı kemençe. Biri Üsküdar´da oturulsun ister, diğeri Kadıköy´de. Velhasıl, aileler hiçbir konuda uzlaşamaz. Gelinliğin alınacağı gün ise film kopar. Kızın annesi, teyzesi, halası, kuzenleri cümbür cemaat toplanıp gelir. Oğlan tarafının annesi ve kız kardeşleri de gelinlikçidedir. Bir müddet her kafadan ses çıksa da kız, hayallerindeki gelinliği bulur. Oğlan pahalı olduğu için almak istemez. Ona göre sadece bir gün giyilecek giysiye o kadar para vermek akıl kârı değildir. Kız ise ömründe bir defa gelin olacağı için en güzelini istemektedir. Başlayan tartışmanın sonunda kız, "Bana verdiğin değer demek ki bu kadar." diyerek yüzüğü fırlatır gider. Zira evlenme kararını aldıkları gün sergiledikleri `her şeyi göğüsleme´ azminden eser kalmamıştır. Beklentilerin sonu gelmemiş, ailelerin inadı bitmemiş, gençler de tükenmiştir. Son olay basit görünse de bardağı taşırmaya yetmiştir. Yaklaşık üç ay önce İstanbul´da gerçekleşen bu olay, bire bir olmasa da, karşılaşılan güçlükler yönüyle birçoğumuza tanıdık gelir. Davetiye, eşya, takı toka derken dolduruşa gelen anneler, borca sokulan damatlar, örf âdet diye direnen babalar, fikir ayrılığına düşen çiftler trajikomik halleri resmeder. En mutlu anlar ömür boyu telafisi olmayan huzursuzluklara da kapı aralar, kurulamadan dağılan yuvalara da. Peki, ne oluyor da bu süreç kördüğüme dönüşüyor? Uzman psikolog Erhan Özden´e göre düğünden önceki zaman dilimi evlilik kararının alıştırması. Bu yeni düzen, çiftlerin birbirine uyum göstereceği bir sınav niteliğinde. Hatta gerçek ilişki, evlenme kararı verildiği andan itibaren başlıyor. Çünkü o zamana kadar yapılan görüşmelerde insanlar, gayri ihtiyarı maske takıyor. Karşı tarafı kazanma stratejileri aktif olduğundan gerçek kimlik gölgeleniyor. Ancak aynı evi paylaşma kararından sonra asıl kişilik özellikleri ortaya çıkıyor. Görüşmelerde "Ben anlayışlı biriyim, istersen evlenince çalışmaya devam edebilirsin. Her konuda sana yardımcı olurum." diyen bir erkek, iş uygulamaya gelince pürüz çıkarabiliyor. Yani mantık ve duygu dünyası çatışıyor. Anlaşmazlıkların ikinci boyutunda aileler rol oynuyor. Bazı ebeveynler açısından evlilik trajediye dönüştürülüyor. Evlatlarıyla var olan anne-babalar, yapmak isteyip yapamadıklarını evladı üzerinden uygulamak istiyor. Yani bir nevi çocuklar, ailelerinin projeleri. Gün geliyor, gelin adayı bu projeyi çalıyor. Çoğu anne "Oğlum bir gün evlenmeli" dese de gerçek anlamda terk edildiğini hissediyor. Farkında olmadan da düğün sürecini baltalıyor. Sadece anne açısından değil, ailenin diğer fertleriyle de çatışma başlıyorsa evliliğin temeline dinamitler konmuş oluyor. Üstelik düğün öncesi çıkan tüm tartışmalar birlikteliğin geleceğini de etkiliyor. Ufak tefek kavgalarda bile herkes eteğindeki taşları döküyor. Bu durumda çift, ya evlenmekten vazgeçiyor ya da yuva kurulsa bile sağlam temeller üzerine oturtulmadığı için en ufak sarsıntıda yıkılabiliyor. İki tarafın farklı kültür ve geleneklere sahip olması da gençleri çıkmaza sürükleyebiliyor. Örneğin bir Karadenizli ile Egeli evlenmek istediğinde taraflar kültürlerine karşı korumacı bir yaklaşım sergiliyor. İnatla kendi âdetlerini, geleneklerini dayatıyor. Psikolog Özden bu davranışın temelinde özgüvensizliğin yattığını belirtiyor. Hâlbuki gençler geleneklerle değil, birbiriyle evleniyor. Dolayısıyla her şeyi ezbere yapmamak lazım. Örf ve âdetleri filtreleyip, modernize etmek ve aileleri buna ikna etmek gerekiyor. Tüm bunlar işin psikolojik altyapısını ifade ediyor. Gelelim alacak vereceklere... Abartılan düğün alışverişleri, başkası için düğün yapıyormuşçasına havaya girmek, gösteriş hevesine kapılmak ise `hayırlı iş´i pek de hayırlı olmayan yollara sevk ediyor. Her şeyin dört dörtlük olmasını istemek doğal. Lâkin bütçeyi aşan masraflarla düğünü şekillendirmeye çalışmak ve evin geçimini riske atmak makul olmasa gerek. Şatafatlı düğünler statü göstergesi `Evlenince bambaşka bir dünyaya adım atacağız´ algısı da insanı yanıltıyor. Prensesler gibi gelinlik giymek, saray gibi evde oturmak hayalleri süslüyor. Bu düşler dolayısıyla durum kutsanıyor ve her şeyin en iyisi isteniyor. Her iki taraf da alabileceğinin en üst noktasına çıkıyor. Bir nevi güç ve gösteriş mücadelesi başlıyor. Sosyolog Serap Kavas, böyle ailelerin tüketim malzemeleri üzerinden savaş yaptığına işaret ediyor. Bu yüzden biten ilişkilere ya da ertelenen evliliklere dikkat çekiyor. Ona göre alım gücü arttı, giyim ve eşya sektörü gelişti. Hal böyle olunca insanların düğün öncesi alışverişten beklentileri de değişti, maddecilik arttı, gösteriş önem kazandı. Düğünün şatafatı, döşenen evin kalitesi, takılan altının miktarı bir nevi statü göstergesi haline geldi. Nitekim günümüzde insanlar orta direk olmasına rağmen daha üst seviyede tüketim yapıyor. Erkek tarafı "Şöyle güzel bir düğün yaptık" şeklinde övünüyor, kız tarafı da "Kızıma çok değer verdikleri için bu kadar para döktüler" diyor. Yani tüketime gereğinden fazla mana atfediliyor. Kavas, "Düğün öncesi hazırlıklar basittir. Önemli olan kalp birliğidir dersek de gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Orta yolu bulmak lazım." diyor. Dışarıdan gelen tepkileri izole edin Davetiyenizin rengi, çeyizin hacmi sorun olsa da mühim olan, kavgaları önleyip mutedil bir yol bulmak. Bunun için de eşinizle sürekli iletişim halinde olup aileleri ikna etmek için birlikte strateji geliştirmeniz gerekiyor. `Onun ailesi, benim ailem´ kavramını da yok etmelisiniz ki birlikte hareket etmeniz kolaylaşsın. Psikolog Erhan Özden´e göre aileler, "Buna o karar veremez, şunu beceremez" diyerek çocuklarının kişiliklerini yok ediyor, kendi isteklerini dayatıyor. Ancak ebeveyne düşen, ölçülü bir şekilde yönlendirmek. Düğünü finanse etseler bile çocuğuna parayı güvenerek vermek, alınacaklar konusunda istişare etmek. Evlada düşen de anne-babasını ihmal etmediğini her fırsatta göstermek. Gençlerin aynı safta durarak çatışmalara meydan vermemesi, bu sancılı dönemin hafif atlatılmasını sağlıyor. Zira birliktelik öncesi hal, evliliğe dair ipuçları veriyor. Dışarıdaki müdahaleleri yalıtabilme becerisi de evlilik performansınızı ortaya koyuyor. Çünkü düğünün hazırlık sürecinde kırgınlıklara meydan vermemek, birbirini alttan almak, karşılıklı uyum içerisinde olmak, mutlu bir evliliğin temelini oluşturuyor. Düğün yemeği vermek sünnet midir? Asr-ı Saadet döneminde düğün örneklerine rastlamak mümkün. Zira İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallahu aleyhi ve sellem) nikâhın ilan edilmesini buyurur. Hatta ashabına, evlenirlerken düğün yemeği vermelerini tavsiye eder. Velî;me adı verilen bu yemeklere misafir, eş-dost ve yöredeki fakirler davet edilir. Peygamberimiz de, ilk eşi Hz. Hatice ile evlenirken iki deve kestirerek davetlilere yemek ikram eder. Abdurrahman b. Avf´ın evlendiğini duyan Efendimiz, ona; "Bir koyun keserek de olsa, düğün yemeği ver." buyurur. Tabii bu yemeklerde gösterişten uzak durulur. Zira Allah Resûlü "Velî;meyi ilk gün vermek bir haktır, ikinci gün vermek güzeldir, üçüncü günde yemek vermekte ise şöhret ve gösteriş (kokusu) vardır." der. Bu hadis-i şeriften yola çıkarak bugünkü düğünleri mercek altına almak mümkün. Nitekim Asr-ı Saadet´te şatafattan uzak durmak, bilhassa fakirleri doyurmak ön plandayken günümüzde davetiye vereceğimiz kişiler konusunda seçici davranıyoruz, kimin ne kadar para ya da altın takacağı hesabına düşebiliyoruz. Oysaki Resûl-i Ekrem, "Davetlerin en kötüsü, zenginlerin çağrılıp, fakirlerin mahrum edildiği düğün yemeğidir." buyurur. Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Döndüren ise velî;menin mezhebî; boyutunu şöyle açıklıyor: "Hanefilere göre bu yemeği vermek sünnet olduğu gibi, velî;me davetine katılmak da sünnet. Şafiî;lere ve Zahirî; mezhebine göre düğün yemeği vermek vacip hükmünde. Çoğunluk mezhep müçtehitlerine göre ise velî;me davetine katılmak vacip." h.kose@zaman.com.tr YENİ BAHAR DERGİSİ HABERLERİ İÇİN TIKLAYINIZ..

Zaman - Gündem

Evlilik ehliyetiniz var mı? Evlilik ehliyetiniz var mı?
Evlilik, insan yaşamındaki en önemli kararlardan biri. Nasıl ki bir meslek sahibi olabilmek için uzun süren eğitimlerden geçmek gerekiyorsa mutlu ve huzurlu bir yuva kurabilmek de emek istiyor.Yeni Bahar Dergisi haberine göre; farklı ailelerde yetişmiş, zevkleri, düşünceleri, heyecanları, hayata bakışları ayrı iki kişinin birlikteliğidir evlilik. Bazen sevdiğiniz bazen alışkanlık haline getirdiğiniz huy ve davranışlarınızı değiştirmeniz gereken bir beraberlik… Ancak evlilikte önemli olan çiftlerin bunca farklılıktan bir uyum çıkarması. Zira hiçbir insan yekdiğerinin aynısı değil. İzdivaç aynı zamanda insan yaşamındaki en önemli kararlardan biri. Bu süreç, kişilerin aynı zamanda birer anne ve baba olmaya hazırlandığı bir dönemi de kapsıyor. Ciddi sorumlulukları omzumuza yükleyen bu kutsal müessesenin elbette maddî;-manevî; bir hazırlık sürecini de beraberinde getirmesi gerekiyor. Çünkü evlilik aslında maddî; bir ön hazırlık gerektirdiği gibi zihinsel bir altyapıyı da içeriyor. Nasıl ki bir meslek sahibi olabilmek için uzun süren eğitimlerden geçmek gerekiyorsa mutlu ve huzurlu bir yuva kurabilmek için de belirli bir altyapı oluşturulması şart. Evlenmeden önce "Evlendikten sonra değişir/değiştiririm" nevindeki varsayımlarla maliyeti oldukça yüksek hatalar yapılabiliyor. Evlenecek adayların aileleri de "Evlen kızım/oğlum. Sen onu değiştirirsin" gibi yanlış yönlendirme(ler)de bulunabiliyor. Oysa mutlu yuvaların mihenk taşı, eşini değiştirmekten çok birlikte yoğrulup dönüşebilmekle doğru orantılı. Kısacası evlilik konusunda bilinçlenmemiz ve yanlışlarımızın farkına varmamız gerek. Tam da bu düşünce sebebiyle ülkemizde son zamanlarda evlilik okulları oldukça yaygınlaştı. Belediyeler, eğitim fakülteleri, rehberlik ve araştırma ile psikolojik danışma merkezleri, vs. bu konuda hizmet vermeye çalışıyor. İstanbul Ticaret Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haluk Yavuzer, eğitimlerin, bekâr gençler ve evli kişilerin ilişkilerinde farkındalık ve bilinç düzeyini artıracağı kanaatinde. Böylece çiftlerin iletişim becerileri gelişecek, sorun çözme, anne-babalığa geçiş ve çocuk eğitimi ile ilgili olarak bilinçlendirilmeleri sağlanacak. Evlilik sorunlarını başlatan ve sürdüren sebepler (sosyal, dinî;, psikolojik, ekonomik) karmaşık ve göreceli olduğu için eğitim verilecek `hedef kitlenin´ ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulması gerekiyor. Çünkü kırsal ve kentsel kesimde evliliğe hazırlık süreci birbirinden oldukça farklı. Formül, evrensel değerlerle birlikte gelenek, görenek, kültür gibi yerel dinamiklerin göz ardı edilmemesinde saklı. Haluk Yavuzer, evlilikte uyum ve anlayışın önemine dikkat çekerken eş adaylarının `evlilik´, anne-baba adaylarının ise `anne- babalık´ sertifikası almalarını elzem görüyor. `Evlilik okul´ projesine de boşanma oranının artışı üzerine başladıklarını anlatıyor. Proje ilk olarak İstanbul Üniversitesi Hasan Âli Yücel Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü´nün yaygın eğitim programı çerçevesinde, bir uygulama etkinliği olarak hayata geçiriliyor. Bu kapsamda verilen eğitim seminerleri Yavuzer´in `Evlilik Okulu´ kitabında bir araya getiriliyor. Böylece fakültede, karı-koca arasında sorun çözme, sağlıklı iletişim, eş seçimi başta olmak üzere daha birçok konu üzerinde eğitim veriliyor. `GAYELİ İZDİVAÇ´ Birçok psikolog ve uzman gibi toplumun önde gelen kanaat önderleri de aile ile ilgili bir eğitim sürecinin olması gerektiğine inanıyor. Çünkü sorumluluklarının farkında olan ve bunları yerine getiren kadın ve erkeğin bir araya geldiği yuvalarda huzur ve saadet hakim oluyor. Böyle bir çatı altında dünyaya gelen çocuklar da sağlıklı nesillerin temelini oluşturuyor. Ancak evlilikteki huzur için ilk aşama çiftlerin izdivaç gayelerini belirlemelerinden geçiyor. Fethullah Gülen Hocaefendi, `Çekirdekten Çınara´ adlı eserinde bu mevzuyu detaylıca anlatıyor: "`Gayeli izdivaç´ enine boyuna düşünülerek, hissin yanında aklî;-mantıkî; olan izdivaçtır. Evlenmede `maksat´ düşünülerek hareket edildiğinden ailede huzur vardır. Neticesi düşünülmeden ve bir gaye gözetilmeden yapılan evliliklerin neticesinde ise değişik sıkıntılar söz konusudur." Aslında Hocaefendi´nin üzerinde durduğu nokta, kişilerin bilinçli evlilik yapmaları. Bu yüzden özellikle iki mevzuda insanların eğitime tabi tutulup diploma/sertifika alması gerektiğine inanıyor: "Bunlardan biri hac, diğeri de nikâh mevzuu. Evet, hacca gidecek veya evlenecek kişiler için `Bu kişi hacca gidebilir´ veya `Bu kişi evlenebilir´ şeklinde bir diploma/bir sertifika verilmeden hacca gitmeye veya evlenmeye müsaade edilmemesi gerektiği kanaatindeyim. Belki, bu teklife, `Şekil ve usûl itibarıyla dinde böyle bir şey yoktur.´ denilerek itiraz edilebilir. Fakat bilinmesi gerekir ki dinde cehalete de, cahil olarak hayatını sürdürmeye de cevaz yoktur." Gülen, evlilik gibi önemli bir meselede ferdin her şeye rağmen bazı hususlarda yanılmış olabileceği için "Acaba ben nerede hata ettim?" diyerek kendi boşluklarına, eksik yanlarına bakması, kırılma noktalarını tespit etmesi, daha sonra da ehil-tecrübeli büyüklerinin rehberliğinde problemlerini çözmeye çalışması gerektiğini düşünüyor. Zaten ailede `biz´ bilincinin hakim olması büyük önem taşıyor. Çünkü evlilik ne sadece bireysellik ne de bütünsellik; `ben´den çıkıp, `biz´ şemsiyesi altına girmek. Yani kişinin `biz´ penceresinden bakıp birlikte hareket etmeye odaklanması şart. Çünkü eşler birbirlerinin isteklerini göz önünde bulundurmazsa aralarında bir paylaşım yaşanması mümkün gözükmüyor. Böyle bir durumda o yuva, zamanla çiftin sadece arkadaşlık yaptığı bir ortama dönüşüyor. ZORUNLU EĞİTİM, BOŞANMA ORANLARINI DÜŞÜRÜYOR Evlilik öncesi eğitimle ilgili programlar Batı´da son 25 yıldır hızla artış gösteriyor. Hatta Malezya, Endonezya ve Kore gibi Asya ülkelerinde bu eğitimlere katılmayan gençler evlendirilmiyor. Adaylar aldıkları eğitim ile daha bilinçli bir hayata adım atıyor. Ayrıca çiftler bu dersler sayesinde birbirlerindeki benzerlik ve farklılıkları algıladıkları için daha az çatışma yaşıyor. İstatistiklere göre bu ülkelerde boşanma oranları oldukça düşük. Son araştırmalara göre gerekli bilinç oluşmadan yapılan evliliklerin yüzde 33´ü boşanma ile sonuçlanıyor. Boşanmalar, en fazla 1-5 yıllık evliliklerde yaşanıyor. Uzmanlar bunun sebebini sorunlar karşısında eşlerin birbirlerine nasıl davranmaları gerektiğini bilmediklerine bağlıyor. Bu yüzden çiftlerde aile bağlarını güçlendirmek, boşanmaları azaltmak, kuşaklar arası çatışmaları önlemek gibi çeşitli amaçlarla düzenlenen programlar hayatî; önem taşıyor. Eğitimci-yazar Sema Maraşlı, bu eğitimlerin devlet desteği ile uzmanlar tarafından verilmesi gerektiği üzerinde duruyor. Hatta zorunlu hale getirilmesini öneriyor. Bu sayede yaşanan ve yaşanabilecek birçok sorunun önüne geçilebileceğini düşünüyor. İlahiyatçı Ayşegül Altan da evlenecek çiftlerin eğitime tabi tutulması gerektiğini destekleyenlerden. Altan `evlilik okulları´nın ciddi bir `bilinç boşluğu´nu dolduracağına inanıyor. Ona göre ahlâkî; çöküşte en önemli parçayı aile oluşturuyor. Sağlıklı bir aile kurabilmek içinse kişinin öncelikle izdivacı doğru anlaması, beklentilerini netleştirmesi elzem. Altan, eğitimlerde `İslâm´da evlilik´ konusundaki bilgi eksikliklerinin de takviye edilmesi gerektiğine inanıyor. Nitekim, Bediüzzaman Said Nursî;, 24. Lema´da Müslümanların sığınağı ve cenneti olarak nitelediği aile hayatının bozulması karşısında çare olarak İslâmiyet dairesi içindeki dinî; terbiyeyi önermekte ve evliliğin kalıcı olabilmesinin yollarını gösteriyor. Dinimiz ailenin önemine işaret ederken Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) de her yönüyle bu konuda bize güzel bir model teşkil ediyor. Ancak Altan, birçok kişinin eşine Allah Resûlü´nü örnek gösterip "Bak Efendimiz söküğünü bile kendisi dikermiş, ya sen?" ya da "Hz. Aişe, Efendimiz´e nasıl hizmet edermiş bir öğren!" demesinin yanlışlığını ortaya koyuyor. Zira Nebiler Nebisi ve mübarek zevceleri sadece eş olarak değil, her yönleriyle birer örnek şahsiyet. Sadece erkek/kadın olarak bir rolü ortaya koymanın ötesinde `insan´ olmanın modelini sunuyorlar bize. Ayşegül Altan, bugün kadın–erkek arasındaki bu tip çekişmelere yol açan problemlerin temelinde `hak´ sorunu olduğunu düşünüyor: "İki Cihan Serveri her hak sahibinin hakkını vermiştir. İşinin, çocuklarının, eşlerinin, davasının… Evliliklerde de `hakkaniyetli´ olmak çok önemli." Aslında İslâm´da insan olmaları bakımından, erkekle kadın arasında herhangi bir ayrım yok. Yani temel hak ve sorumluluklar açısından kadının konumu erkekten farklı değil. Ama Altan "Kadın çocuğuna bakmak, onu emzirmek, evinin işini yapmak zorunda değil." gibi dinin kadına hak olarak verdiği durumların yanlış anlaşıldığına da dikkat çekiyor: "İnsanların sorumlulukları bir diyaneten bir de hukukendir. Hukuken kadın bunları yapmak zorunda değildir ancak diyaneten mesuldür. Hukuken bir kadın evini temizlemediği için eşinin boşama hakkı yoktur. Ama diyaneten eşini üzdüğü ve ailesini kötü bir ortamda yaşattığı için dinî; açıdan sorumludur. Erkek de eşini koruma, kollama ve hakkını gözetmekle mükelleftir. Sadece maddî; ihtiyaçlarını değil, hanımının psikolojisini de düşünmelidir. Her yönüyle kendisine emanet edilen eşini razı etmelidir." Evliliklerde elbette zaman zaman sorunlar da yaşanabilir. Bu noktada "Müslüman problem üreten değil, çözen olmalıdır." düsturu bizlere kılavuz olabilir. Altan, günümüzde bu sırrı pek iyi kavrayamadığımızdan yakınıyor: "Sorumlulukları ya kadına tamamen kadına yüklüyoruz, ya da erkeğe. Problemi fark eden birinci derece de sorumlu. Yani karşınızdakinin basireti ermiyor, sizin eriyorsa, gören mükelleftir." İşte tam da bu noktada evliliklerden mutlak mutluluk beklemenin yanlışlığı ortaya çıkıyor. Elbette insan huzursuz, mutsuz bir yuva kurmak ve sürdürmek istemez. Ancak dünya hayatının mutlak mutluluk yeri olmadığını, ahiretin bir tarlası olduğu hakikatini de unutmamak gerek. "Artık mutlu bir evliliğimiz yok", "Geçinemiyoruz" diyerek `boşanma´yı bir çözüm yolu görmek yanlış. Altan´ın boşanma aşamasına gelmiş çiftler için önerisi şu: "Boşanırken kişi bunu sadece kendi hakkı olarak görüyor. Çocuğunu babasız büyütme kararını eşine olan öfkesiyle veriyor. Oysa böyle hayatî; bir karar verilirken bir uzmana, psikoloğa, evlilik danışmanına mutlaka müracaat edilmeli. Yani bütün çözüm yollarını tüketmek lazım." `Evlilik okulu´ eğitimleri günümüzde belediyelerce de düzenleniyor. Derslere tereddüt ederek başlayanlar hatta "Evliliğin de okulu mu olurmuş(!)" diyenler bile kurs bitiminde beklediklerinin de üstünde verim aldıklarını ifade ediyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi´ne bağlı olarak evlilik eğitimleri veren Psikolog Gözde Bilenser, sadece nişanlı çiftlere değil, evlilere de hizmet verdiklerini ve evliliklerinde yolunda gitmeyen şeyleri fark ettirip yanlış olan yaklaşım ya da davranışlarını değiştirmelerine yardımcı olduklarını belirtiyor. Merve Akçakaya ve Servet Orhan programa katılan nişanlı bir çift. Evlilikte sağlıklı bir iletişim kurabilmek ve karşılaşılabilecek muhtemel sorunlar karşısında yeni davranış modelleri geliştirmek amacıyla böyle bir adım atmışlar. Çift bu sayede evlilikten neler beklediklerini ve birbirlerine nasıl yaklaşmaları gerektiğini öğrenmiş. Ayşegül (öğretmen) ve Ali Kemal Arıcı (yönetici) çifti de seminerlere iştirak edenlerden. Onlar da dersler sayesinde yaşadıkları çatışmaların sebebinin iletişimde kullandıkları yanlış dil olduğunu anlamışlar. `Sen´ yerine `Ben´ dilini kullanmaya başlamışlar: "Mesela birimiz bir hata yaptığında `Sen bunu neden böyle yapıyorsun?´ diyorduk önceden. Şimdi ise yapılan yanlıştan ötürü duygularımızı ifade edip ben dilini kullanıyoruz. Yani artık birimiz bir hata yaptığında `Ben bunu böyle yaptığım için…´ diyoruz. Böylece daha az çatışma yaşıyoruz. Bir de sorunu karşımızdakine zamanında yani içimizde biriktirmeden uygun bir dille ifade etmenin gerekliliğini öğrendik." Aile kurmaya niyetlenen adayların dikkat etmeleri gereken bazı temel prensiplerin olması son derece doğal. Nasıl ki ehliyet almadan araba kullanılması trafikteki herkes için tehlikeli ise evlilik için gerekli eğitim almadan evlenen bireyler de tüm toplum için tehlikeli. Zira aile içinde başlayan bu problem, hem çiftlerin ebeveynleri hem de çocukları aracılığıyla zamanla bütün topluma yansıyacağından izdivaç yapabilmek için her ferdin bir `evlilik ehliyeti´ne ihtiyacı var! b.davulcu@zaman.com.tr, m.bahcevan@zaman.com.tr YENİ BAHAR DERGİSİ HABERLERİ İÇİN TIKLAYINIZ..

Zaman - Gündem

Önce hakeme başvurun Önce hakeme başvurun
Olasılıklar denizinde yüzen bir gemidir evlilik. Farklı renklerin kombinasyonundan ortaya çıkan ahenk ne kadar farklı ise birbirinden ayrı fıtrat, kültür, anlayış, beğeni ve yetişme tarzına sahip insanların evliliklerinin uyumu da o kadar farklılık gösteriyor.Yeni Bahar Dergisi haberine göre; çocukları bir araya koyduğumuzda bir müddet sonra aralarında sürtüşmeler yaşandığına şahit oluruz. Biri diğerinin oyuncağını alır, öteki öbürünün saçını çeker, bir diğeri ise oyuna alınmadığı için küser. Çünkü her birinin fıtratı ayrıdır. Sadece mizaçları çerçevesinde hareket eden çocuklardaki küçük farklılıklar bile ortalığı bir anda savaş alanına döndürmeye yeter ve biz yetişkinler bu duruma şaşırır kalırız. Yaş büyüdükçe küçüklerin arasını bozan çatışmalara eğitim, kültür, kişilik ve yetiştirilme tarzından kaynaklanan farklılıklar da eşlik ediyor. Dolayısıyla bunca farklılığı bünyesinde barındıran kadın ve erkekten müteşekkil evlilik kurumunda bazı sorunların yaşanması kaçınılmaz. Çünkü çiftler arasında yüzde yüz uyumu sağlamak her zaman mümkün değil. Kaldı ki eşler sadece bireysel farklılıklarından ötürü değil, çoğu zaman aile, sosyal çevre ve iş hayatı gibi sebepler yüzünden de tartışabiliyor. Etken her ne olursa olsun eşlerin arasını açan çatışmalar genelde normal karşılanıp, büyümeden önü alınabilirken kimi zaman da konunun ehemmiyeti ve tartışırken seçilen yöntem, çifti boşanmanın eşiğine kadar getirebiliyor. Özellikle her iki tarafın da yalnızca kendi bakış açısının doğru olduğuna inandığı durumlarda çözüm yolu bulanıklaştığı için çiftler, ayrılma yolunu seçebiliyor maalesef. Son zamanlarda literatürümüze giren ve sıklıkla duymaya alıştığımız bir kavram, toplum genelini ilgilendiren evlilik konusunda da imdadımıza yetişiyor: `Zıtlıkların uyumu´. Kıyafetten dekorasyona varana kadar her yere yansıyan yeni akımda, birbirine zıt görünen renklerin kombine edilmesiyle farklı bir uyum sağlanıyor. Bazen mor ile yeşilin, bazen de mavi ile kırmızının yan yana getirilmesiyle insanın içini açan bir görüntü yakalanıyor. Bu yeni trendde olduğu gibi birbirinden farklı fıtrat ve özellikteki bireylerin evliliklerinden çeşitli kombinasyonlar meydana gelebiliyor. Bazen birbirine zıt gibi görünen çiftler, bazen de benzer özellikleri fazla olanlar gayet uyumlu bir tablo çiziyor. Zira her ne kadar birlikteliğin kalitesini belirlemede fıtrî; uyum belirleyici etken olsa da asıl önem arz eden, zıtlıkları ortak paydada buluşturabilmek. `Gayretli mutluluk´ diye ifade edilen bu yaklaşımda eşler, karşılıklı olarak hassas hal ve tavırları tercih ediyor. Bu sayede saygı ve sevgilerini koruyarak fıtrî; farklılıklarını denge paydasında örtüştürüyorlar. Çünkü evlilikleri `cennetten bir köşe´ haline getiren, eşlerin karşılıklı özverili olması ve birbirlerine yükledikleri anlamda saklı. Fakat hali hazırda önümüze çıkan bazı sorunlu evliliklere baktığımızda kadın ve erkeğin dengeyi yakalamak yerine anlaşmazlıklarını had safhaya çıkardıklarını görüyoruz. Özellikle iki cihan saadetinin bir arada düşünülmediği yuvalarda, evliliğin başlangıcındaki mutlu tablo yerini kısa sürede çatışmalara bırakıyor. Hele birlikteliğin ilk yılları karşılıklı fikirsel mücadele ortamında geçiyorsa yuvanın ömrü istemeden de olsa kısalabiliyor. Çiftler bir de çocuk sahibi değilse "yol yakınken dönsem" diye düşünebiliyor. Halbuki ayrılık hiçbir zaman `yakın´ görülemeyecek, ancak her yol denendikten sonra çare kalmadığında başvurulması gereken zorlu bir süreç. Evlilikleri öldüren en tehlikeli silah Boşanmanın son yıllarda evlilik oranlarıyla doğru orantılı bir seyir izlediği istatistiklere yansıyor. Ancak bu manzarayı, sadece sonuçlarıyla değil, hali hazırdaki evliliklerin kalitesi zaviyesinden değerlendirmek daha sağlıklı olacak. Çünkü çiftleri ayrılmaya iten sebep/ler de evliliklerin niteliksizliğinden ileri geliyor. Ve salt boşanma oranlarını tartışmak, bu niteliksizliğin devam etmesine sebep oluyor. Çözüm odaklı olmak için öncelikle sorunların fotoğrafını çekmek gerekiyor. Evlilikte ortaya çıkan anlaşmazlıkların temelinde, eşlerin birbirlerine sarf ettikleri uygunsuz söz ve tavırlar yatıyor. Karşılıklı hoşgörü penceresini kapatan çiftler, aynı noktaya bakıp farklı şeyleri gördükleri için mutluluğu yakalayamıyor. Tahammül sınırının hafifçe zorlandığı noktada kullanılan en tehlikeli silah ise `sözlü şiddet´ oluyor. Eşlerin birbirine uyguladığı sözlü şiddet, akrep misali kendini fark ettirmeden yuvayı zehirliyor. Bu şekilde devam eden bir kurumun boşanma ile miadını doldurması söz konusu olabiliyor ve yuvadaki huzursuzluğa çare mahkemede aranabiliyor. Elbette boşanma hukuken meşru bir hak. Nefes alamayan bir yuvada istemeyerek de olsa tercih edilebilecek bir yol. Ancak mahkemeye gitmeden önce her çiftin kendisine ve muhatabına bazı soruları yöneltmesi gerekiyor. Evli çiftlerin yaşadığı sorunları ve çözüm yollarını anlayabilmek adına öncelikle yıllardır pek çok boşanma olayına şahit olan aile mahkemesi hâkimi Kemal Şahin´in kapısını çaldık. Şahin, yıllardır inceleme imkanı bulduğu davalarda boşanmaların çoğunun sözel şiddet kaynaklı olduğunu ifade ediyor. Ona göre, günümüz evliliklerinde fiziksel şiddetten çok sözlü şiddet yaygın. Üstelik eğitim seviyesi ne olursa olsun birçok çift bunu yapıyor. Boşanma, "Allah´ın hiç sevmediği bir helâl". Fakat bazıları için son çare olarak bile düşünülmesi istenmeyen boşanma, basit bir anlaşmazlığın çözümsüzlük merkezi olabiliyor. Bu iki grubu birbirinden ayıran kilit soru: "Ben bu evliliği sağlıklı şekilde sürdürmek için elimden geleni yaptım mı?" Çiftler kendi imkânları dâhilinde evliliklerini kurtarmak için çeşitli yollar denemiş olsa da birbirlerine karşı önyargıları, iyi niyet ve özverilerini görmemeye dahası muhatabını subjektiflikle suçlamaya yol açabiliyor. İşte bu noktada birçoğumuzun hiç bilmediği `hakemlik müessesesi´ eşlere çözüm yolu sunabiliyor. Çünkü mahkemelerin kapısını çalan çiftlerin çoğu, bu aşamaya `basiret bağlanması´ sebebiyle daha makul bir yol bulamadıkları için gelebiliyor. Dolayısıyla hakemlikte olduğu gibi meseleye bir de dışarıdan bir gözle bakıldığında aşılmaz görünen sorunlar halledilebiliyor. Aslında bu müessese günümüzde aile danışmanlığı çatısı altında sürdürülüyor. Bu sebeple mahkeme öncesi çiftlerin danışmanlara yönlendirilmesi hem boşanma oranını azaltabilir hem de sorunsuz devam eden yuvalara kapı açabilir. Kur´an ve sünnet ışığında hakemlik Evlilikle yaşanan problemleri aşmak için bir danışmana gidilmesi teklif edildiğinde genellikle gösterilen reaksiyon, "Ben hasta değilim ki!" şeklinde oluyor. Evet, eşler tek başlarına hasta olmayabilirler. Hatta kendi başlarına her iki çift de iyi ve sağlıklı bireyler olabilir. Ama çiftler bir araya geldiğinde o ilişki hasta ise bunun iyileştirilmesi için her yolun denenmesi gerekir. Kaldı ki çözüm yollarından belki de en etkileyici ve kalıcı olanlarından biri de problemin üstesinden gelmek adına eşlere faydalı olabilecek üçüncü şahsın gözüyle sorunlara bakabilmek. Burada kastettiğimiz üçüncü şahıs, ilk önümüze gelecek kişiye değil, gerçekten hakem olabilecek birine/birilerine danışmak. Hakem mevzuuna Kur´an-ı Kerim´de de değiniliyor: "Eğer karı-kocanın birbirinden ayrılacaklarından endişe ederseniz, erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar düzeltmek isterlerse, Allah aralarını bulmaya onları muvaffak kılar. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir ve her şeyden haberi olandır." (Nisa Sûresi, 35) Buna göre eşler, eğer mevcut problemi kendi aralarında çözüme kavuşturamıyorsa ayette belirtildiği üzere hakeme başvurma hakkına sahip. Nitekim hakemliğine başvurulan kişinin sunduğu öneriler doğrultusunda sorun daha kolay çözülebilir. Bu uygulamanın en yaşanılır örneğini Osmanlı´da görmek mümkün. Hakemlik, Osmanlı´da yazılı hukuka geçmeden önce de uygulandığı gibi 1917 senesinde yayınlanan `Osmanlı Hukuk-i Aile Kararnamesi´nde ise resmî; hüviyete büründü. Kararnameye göre karı-koca arasında anlaşmazlık ve geçimsizlik meydana gelip de taraflardan biri hâkime başvurursa, hâkim iki tarafın ailelerinden birer hakem tayin ediyordu. Çare için kimse bulunamaz veya bulunan kişi istenilen vasıflara sahip değilse bu iş için aile dışından biri seçiliyordu. Oluşturulan aile meclisi, tarafların iddia ve savunmalarını inceleyerek aralarını bulmaya çalışıyordu. Bu mümkün olmadığı takdirde kusur kocada ise boşanmaya karar veriliyor, kadında ise mehrin tamamı veya bir kısmınının geri verilmesiyle eşler yine resmen ayrılıyordu. Hakemler ittifak edemediklerinde ise diğer bir hakem heyeti veya taraflara akrabalığı olmayan üçüncü bir hakem tayin ediliyordu. Burada unutulmaması gereken nokta, hakemlerin vereceği hükmün kesin olduğu ve onlara müracaat eden çiftlerin karara itiraz etme hakkının olmadığı. İslâm hukuku profesörü Hamdi Döndüren, günümüzde de mahkemelerin bünyesinde -hakemlik müessesesine benzer- eşlerin arasını bulması için bir evlilik danışmanı görevlendirilmesinin faydalı olacağı kanaatinde. Bu sayede evliliklerde yaşanan sorunların üstesinden gelinebileceğini ve boşanmaların azalacağını düşünüyor. Döndüren´e göre, danışmanların toplumun dinî; ve kültürel değerlerini bilen ve insan psikolojisi üzerinde uzman kişilerden seçilmesi gerekiyor. Aile Mahkemesi hâkimi Kemal Şahin de boşanmadan önce eşlerin bir danışmana yönlendirilmesi fikrini destekliyor. Şahin, medenî; hukuk sistemimizde ayrılmak isteyen çiftlerin ayrıldıktan sonra terapiye gönderildiğini, oysa bu sürecin boşanmadan önce zorunlu hale getirilmesinin daha yerinde olacağına dikkat çekiyor. Döndüren, ilk adımda hakemin, aile sırlarının dışarıya açılmaması ve yakınların onların durumu hakkında fikir sahibi olmaları açısından iki tarafın ailesinden seçilmesini tavsiye ediyor. "Hakem hangi vasıfları taşımalı?" sorusunun cevabını ise tarihe `Hakem Olayı´ olarak geçen hadisede görmek mümkün. Kureyşliler, yangın ve selden zarar gördüğü için Kâbe´yi yeniden inşâ eder. Ancak Hacerü´l-Esved´in yerine yerleştirilmesi hususunda aralarında anlaşmazlık çıkar. Bu şerefli görevi hiçbir kabile, başkasına bırakmak istemez. Sonunda Kureyş´in ileri gelenlerinden biri, "Benî; Şeybe kapısından Kâbe´ye ilk giren kimsenin vereceği karara uyulmasını" teklifinde bulunur. Kureyşliler bu teklifi kabul eder. Kapıdan Efendimiz´in (sallallahu aleyhi ve sellem) girdiği görülünce orada bulunanlar "İşte El-Emî;n, işte Muhammed geldi!" diyerek memnuniyetlerini ifade ederler. Resûlullah, bir örtü getirterek Hacerü´l-Esved´i onun üzerine koyar ve bütün kabile reislerinin örtüyü kaldırmalarıyla taş yerine yerleştirilir. Böylece Kureyşliler arasında çıkmak üzere olan bir çatışmanın da önüne geçilmiş olunur. Bunun gibi ailevî; sorularda da hakem olacak kişinin her iki tarafı orta noktada buluşturacak, makul öneriler sunabilecek salahiyette olması, tarafsız ve adil davranması, eşlerin yaşadıkları sorunları anlayabilme adına evliliğin gereklerini bilmesi, dinen kadın-erkek hukukunu gözetebilen bakış açısına sahip ve mümkünse her iki tarafı da tanıyan aileden biri olması gerekir. Prof. Dr. Döndüren, aile içinden hakem olabilecek özellikte birinin bulunmaması halinde dışarıdan birisine de başvurulabileceğini belirtiyor. Aile danışmanı Sema Maraşlı ise hakemliği talep edilecek kişinin aile danışmanları ve terapistlerinden seçilmesini öneriyor. Maraşlı´ya göre hakem tayin edilecek kişinin her iki tarafı orta noktada buluşturacak makul öneriler sunabilmesi ve bunu tarafsız bir şekilde yapabilmesi gerekiyor. Aslında eşlerin yakınları, farkında olmadan evlatlarına sürekli hakemlik yapıyor. Ancak bu hakemliğin, bazen çiftin aleyhinde olabildiğine değinen Maraşlı, "Karı-koca arasını bozacak söz söyleyen ateştedir." hadisiyle eşleri olumsuz yönde etkilemenin vebalini hatırlatıyor. Dolayısıyla hakemlik yapacak kişinin, eşlere Kur´an ve sünnetten örnekler sunarak onları tarafsız ve doğru bir şekilde yönlendirmesi lazım. Eşler birbirlerine Cenâb-ı Hakk´ın emaneti nazarıyla bakıp, birbirlerini Allah için sevdiklerinde iki âlemde de saadeti yakalayabilirler. Bu noktada kadın ve erkeğin, kendilerine, "Allah´ın huzuruna çıkıp da bana ne kadar iyi eş olduğum sorulduğunda ne cevap vereceğim?" sorusuna vereceği cevabı düşünerek hareket etmesi büyük önem arz ediyor. Ancak çiftler arasında bazen öyle aşılmaz sorunlar yaşanıyor ki boşanmaktan başka çare kalmıyor. Burada önemli olan evliliği kurtarmak adına tüm yolların denenip denenmediği. Dinimizdeki hakemlik mevzuunu gündeme getirerek çiftlerin, sorunlarına bir de bu nazardan bakmalarını istedik. Kim bilir tayin edilen hakem, belki de birçok yuvayı yıkılmaktan kurtaracaktır. m.bahcevan@zaman.com.tr `Şiddetli geçimsizlik´ boşanmak için geçerli bir sebep mi? Evlenmek kadar boşanmanın da hak olduğu inkâr edilemez bir gerçek. Ancak boşanma sebepleri kişilere göre değişiyor. Kimi yuvaları hemen her evlilikte yaşanabilen tartışmalar kimini de tüm çabalara rağmen varlığını koruyan sorunlar yıkıyor. Elbette her boşanmayı aynı şekilde değerlendirmek doğru değil. Tüm çözüm yollarının denenmesine rağmen evliliğin iflah olmadığı hallerde tek çıkış yolu ayrılmak olabiliyor. Zira `yuva´ gibi kutsal bir hayrı devam ettireyim derken kötülük yapılıyorsa o akdin bir hayrı kalmıyor. Nitekim Ashab-ı Kiram´dan Sabit İbn Kays´ın eşi, Hz. Peygamber´e (sallallahu aleyhi ve sellem) gelerek, evlilik devam ederse küfür derecesinde bir hata işlemekten korktuğunu söylüyor, bunun üzerine Efendimiz mehir olarak aldığı bahçeyi Sabit´e bırakarak boşanabileceğini bildiriyor. Aile mahkemesi hâkimlerinin izlenimlerine göre boşanmaların çoğunda gösterilen gerekçe `şiddetli geçimsizlik´. Peki bu durum, inancımıza göre ayrılmak için geçerli bir sebep mi? Bu sorunun cevabı mezheplere göre farklı değerlendiriliyor. Hanefî; ve Şâfiî; mezheplerine göre şiddetli geçimsizlik ve kötü muamele doğrudan bir boşanma sebebi sayılmıyor. Çünkü erkeğin, sadece geçimsizlik değil, evliliğin yürümeyeceği kanaatine vardığı her an doğrudan eşini boşaması mümkün. Kadın ise her zaman mahkemeye başvurup kocasının kötü söz ve fiillerini engelleme imkânına sahip. Yani hâkim, geçimsizlik konusunda gerekli önlemleri alarak boşama kararı vermeyebilir. Mâlikî; mezhebinde ise şiddetli geçimsizlik durumunda hâkimin kadının başvurusu üzerine eşleri ayırması caiz görülüyor. Fakat kadın geçimsizlik olayını ispat edemezse dava reddediliyor. İkinci defa mahkemeye başvurursa hâkim bu kez `hakem´ tayin ederek problemi çözmeye çalışıyor. Bununla birlikte Ebû Hanî;fe ve Ahmed b. Hanbel, eşler özel yetki vermedikçe hakemlerin boşama kararı veremeyeceğine hükmediyor. Zira Kur´an-ı Kerim´e göre hakemlerin yetkisi, `arabuluculuk´tan ibaret. İmam Şâfiî;´ye göre ise Nisa Sûresi´nde zikredilen hakem, hâkim anlamına gelip tarafların rızası olmadan davayı boşanma ile neticelendiremiyor. YENİ BAHAR DERGİSİ HABERLERİ İÇİN TIKLAYINIZ..

Zaman - Gündem

 
AKİT HABER ® 2012  
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir Tasarım & Yazılım : Network Yazılım
Evden eve nakliyat    Sultangazi Evden eve nakliyat palmiyekocak.com |